Popüler Evrimsel Psikolojinin Dört Safsatası – David J. Buller

Turan Argun Sezer

Turan Argun Sezer

Bilgi Üniversite’sinde hukuk okudu. Sonra felsefe başta olmak üzere bir çok alana dair okumalar yaptı. Aynı üniversitede Kültürel İncelemeler bölümünde yüksek lisans yaptıktan sonra, Uludağ Üniversitesi’nde Din Felsefesi alanında doktora yapmaktadır.

Kaynakça; https://www.scientificamerican.com/article/four-fallacies-of-pop-evolutionary-2012-12-07/

Çevirmen; Turan Argun Sezer

ÖZET

  • Charles Darwin’den bize kalan miraslardan biri de insan zihninin bir takım adaptasyon süreçleriyle evrimleştiği bilgisidir.
  • Evrimsel psikolojinin başlıca ve yaygın olarak tartışılan dalı Pop EP[3] insan beyninin, avcı-toplayıcı atalarımızın adaptasyon problemlerini çözmek için evrimleşmiş olan pek çok özelleştirilmiş mekanizması olduğu fikrindedir.
  • Bu makalenin yazarı ve diğer uzmanlarda Pop EP’nin, Taş Devrindeki atalarımızın psikolojisini bilebileceğimiz için insan karakterinin nasıl farklı bir şekilde evrimleştiğinin çözülebileceğini, Taş Devri’nden bu yana insan zihninin çok fazla evrim geçirmediğini ve standart psikolojik araştırmaların bu adaptasyon süreçlerine dair açık kanıtlar sunacağına dair çeşitli varsayımlarının kusurlu olduğu fikrindedirler.

Tanım

Bu makalede kullanıldığı şekliyle popüler evrimsel psikoloji veya Pop EP, popüler tüketime sunulması amacıyla insan doğası hakkındaki evrimsel prensiplerin kullanıldığı teorik psikolojinin bir dalını kast etmektedir.

Safsata 1: Pleistosen Adaptasyon Problemlerinin Analizi Zihnin Tasarımına Dair İpuçları Vermektedir

Tooby ve Cosmides, Pleistosen atalarımızın, diğer şeylerin yanı sıra, “yüksek üreme değeri olan eşleri seçmeleri” ve “onları seçmeleri için potansiyel eşleri teşvik etmeleri” gerektiğinden oldukça emin olabileceğimizden dolayı, aynı şekilde bu problemleri çözmek için psikolojik adaptasyonların geliştiğinden de emin olabileceğimizi iddia ettiler. Fakat insan psikolojisinin evrimini yönlendiren bu adaptasyon problemlerinin tanımlanma çabaları bir ikilemle karşılaşır.

İkilemin bir yanında, örneğin atalarımızın “onları seçmeleri için potansiyel eşleri teşvik etmeleri” doğru olsa da böyle bir tarif insan psikolojisinin adaptasyona dair doğasının kesin bir göstergesini sağlamak için çok soyuttur. Tüm türler eşi cezbetme problemiyle yüzleşir. Erkek çardak kuşları süslü bir çardak geliştirirler, erkek akrep sinekleri yakaladıkları avlarını ikram ederler ve erkek kındıra kamışçını geniş bir repertuardan oluşan şarkı söyler. İnsan atalarının hangi stratejileri kullanmak zorunda olduklarını anlamak, ilk insanların adaptasyonprobleminin çok daha kesin bir açıklamasını gerektirmektedir.

Bununla birlikte atalarımızın karşı karşıya kaldığı adaptasyon probleminin daha kesinbir açıklaması ikilemin diğer yanına takılır: Bu tarifler salt spekülatiftir çünkü ilk insan evriminin hangi koşullarda oluştuğu konusunda çok az kanıtımız vardır. Paleontolojik kayıtlar ilk insan yaşamının bazı yönleri hakkında birkaç ipucu vermektedir fakat insanın psikolojik evrimine dair ilkesel önemi olan sosyal etkileşimler göz önüne aldığında büyük ölçüde sessizdirler. Günümüze kadar gelen avcı-toplayıcı popülasyon da atalarımızın sosyal hayatı hakkında çok fazla ipucu sağlamaz. Esasında bu grupların hatta ilk insanların yerleştiği Afrika’nın çeşitli bölgelerinde yaşayanların yaşam tarzları kayda değer ölçüde farklıdır.

Buna ek olarak Harvard’dan biyolog Richard Lewontin’in öne sürdüğü gibi, türlerin karşılaştıkları adaptasyon problemleri, karakteristiklerinden ve hayat tarzlarından farklı değildir. Ağaç kabuğu ağaçkakanların karşılaştığı adaptasyon problemine katkı sağlar, fakat ağacın dibindeki taş bunu yapmaz. Tersine salyangoz kabuğunu kırmak için taş kullanan ardıç kuşları için taş, karşılaştıkları adaptasyon probleminin parçasıdır ancak ağaç kabuğu için durum bu değildir. Benzer şekilde, atalarımızın motivasyonel ve bilişsel süreçleri fiziksel ve sosyal ortamların belirli özelliklerine seçici olarak yanıt verir ve bu seçici yanıt verebilirlik hangi çevresel faktörlerin insan evrimini etkilediğini belirleyebilirdi. O halde insan zihnini şekillendiren adaptasyon problemlerini tanımlamak için insan atalarının psikolojisini bilmek gerekir. Ancak bunu bilmiyoruz.

Son olarak atalarımızın insan evrimi tarihi boyunca karşılaştığı adaptasyon problemlerini kesin bir şekilde belirleyebilseydik bile insanın psikolojik evriminin doğası hakkında çok fazla sonuca varamazdık. Seçilimönceden beri var olan özelliklerde yapılan modifikasyonları koruyarak adaptasyon problemlerine çözüm üretir. Takip eden adaptasyonher zaman, önceden var olan özelliklerin nasıl değiştirilebildiğinin bir fonksiyonudur. O halde adaptasyon probleminin çözümünün nasıl evrimleştiğini bilmek için önceden beri var olan özelliğin,sorunun çözümü için nasıl seçildiği ve değiştirildiği hakkında bir şeyler bilmek gerekir. Atalarımızın psikolojik özelliklerinin bilgisi olmaksızın –ki böyle bir bilgimiz yoktur- seçilimin şimdi sahip olduğumuz zihni yaratmak için onları nasıl düzenlediğini bilemeyiz.

Safsata 2: “İnsanın Kişisel Özelliklerinin Neden Ayırt Edilebilir Bir Şekilde Evrimleştiğini Bilebilir ya da Bunu Bulabiliriz”

Biyologlar genellikle, aynı soydan gelen canlı veya ortak bir ataya dayanan türlerin gruplarını incelemek için karşılaştırmalı metodu kullanarak bir türün evrimini sürükleyen seçilim baskılarını yeniden yapılandırabilirler. Gruptaki tüm türler ortak bir formdan geldiği için aralarındaki farklar karşılaştıkları çevresel şartların çeşitliliğinin sonucu olabilir. Bir özellik aynı soydan gelen iki ya da daha fazla canlı tarafından paylaşılır, ancak diğerleri arasında paylaşılmazsa bu türler içinortak olan ancak bu özelliklere sahip olmayan türler için mevcut olmayan çevresel şartları tanımlamak bazen mümkündür. Bu şekilde, özellik farklılıklarını belirli çevresel varyasyonlarla ilişkilendirmek, bir özelliğin adapte olduğu çevresel şartları gösterebilir.

Ancak karşılaştırmalı metot, Pop EP’nin insan doğasını oluşturan dil ve daha yüksek biliş biçimleri de dahil olmak üzere, psikolojik özelliklerin adaptif tarihini ortaya koyma arzusuna pek yardımcı olmaz. Örneğin Pinker ikna edici bir şekilde dilin sonsuz birleşimsel karmaşıklığın sözsel iletişimi içinbir adaptasyon olduğunu savunmuştur. Dilin bir adaptasyon olduğu konusunda muhtemelen haklıdır. Fakat dilin neden evrimleştiğini–adaptasyonun ne için olduğu- keşfetmek dili ilk kullananlar için dilin kullanıldığı adaptif fonksiyonların tanımlanmasını gerektirir. Bu tür soruları cevaplamak adına karşılaştırmalı metodu uygulamak için, insan psikolojisinin bazı özelliklerini, ortak bir atayı paylaştığımız türlerin homolog formlarıyla karşılaştırmamız gerekir. Problem burada ortaya çıkar. Hala mevcut olan türler içerisinde en yakın akrabalarımız, takribi altı milyon yıl önce yaşamış ortak ataları paylaştığımız şempanze ve bonobolardır. Fakat bu en yakın akrabalarımız bile Pop EP’ninevrimini açıklamak için can attığı dil gibi kompleks psikolojik özelliklerin formlarına sahip değildir. Bu sebeple bizim ortak psikolojik özelliklerimizin neye adapte olduğunu görmek için en yakın akrabalarımızla paylaştığımız çevresel şartları tanımlayamayız. Bunun yerine, son altı milyon yıl içinde en yakın akrabalarımızdan bizi evrimsel olarak ayıran çevresel şartları tanımlamamız gerekir. Bu evrimsel olaylarla ilgili bizi aydınlatabilecek şey, daha yüksek bilişsel yetenekleri paylaştığımız daha yakından ilişkili olan türlerin ekolojik ve yaşam tarzına dair bilgilerdir. O halde belki şempanze ve bonoboda (ve diğer primatlarda) olmayan ancak onlarla paylaşılan çevresel şartları tanımlamamız mümkündür. Bu tabloya uyan türler diğer homininler[4], australopitekler[5] ve Homo türleri içerisindeki diğer türlerdir. Ne yazık ki diğer homininlerin soyu tükenmiştir ve ölü homininler gerçekten de kendi evrimsel maceralarına dair hikâyeler anlatmamaktadırlar. Bu sebeple ayırt edici insani özelliklerin evrimsel tarihini aydınlatmak için karşılaştırmalı metodun kullanılması için gereken kanıtlar eksiktir. (Bu nedenle dilin evrimi hakkında çeşitli teoriler vardır, ancak aralarından seçim yapmak için kanıtların nasıl kullanılabileceğine dair herhangi bir öneri yoktur.).

Bununla birlikte karşılaştırmalı metot kimi zaman ayırt edici insani adaptasyonlar hakkında faydalı bilgiler sağlar. Ancak Oregon State Üniversitesi’nden filozof Jonathan Michael Kaplan’ın işaret ettiği gibi, bunu yaptığında, insanlar arasında evrensel olan özellikler için değil, sadece bazı insan popülasyonlarında görülen özellikler için bilgi vermektedir. Örneğin orak hücre anemisini (bir insanın aynı genin iki kopyasına sahip olmasını) üreten genin sıtmaya (bir insanın aynı genin tek kopyasına sahip olması) direnç için adapte olduğunu biliyoruz. Kanıtlarımız, gene sahip insan popülasyonları ilesahip olmayan insan popülasyonlarınınkarşılaştırılmasıyla ve genin mevcudiyetine ilişkin çevresel şartların tanımlanmasıyla elde edilmiştir.

Karşılaştırmalı metot bu tür fizyolojik adaptasyonları aydınlattığı için, birtakım psikolojik adaptasyonları da aydınlatabileceğini varsaymak makuldür. Fakat bu tüm insani psikolojik adaptasyonların aslında insan popülasyonları arasında evrensel olduğunu iddia eden Pop EP için yetersiz bir tesellidir. Bu gibi evrensel ve ayırıcı insani özellikler için karşılaştırmalı metot kesinlikle çok fazla fayda sağlamaz. Bu sebeple de sözde evrensel insan doğasının evrimine ilişkin açıklamaların spekülasyon seviyesinin üzerine çıkması zordur.

Safsata 3: “Modern Kafataslarımız Taş Devri Zihnine Ev Sahipliği Yapmaktadır.”

Pop EP’nin insan zihninin, Pleistosen çağında atalarımız avcı-toplayıcıyken tasarlandığı iddiasıçağın her iki ucunu da yanlış anlamaktadır.

Şüphe yok ki insana ait bazı psikolojik mekanizmalar Pleistosen döneminde ortaya çıkmıştır. Fakat bazı primat akrabalarımızla paylaşılan psikolojimizin diğer yönleri, daha eski bir evrimsel geçmişin kalıntılarıdır.  Bowling GreenStateÜniversitesi’nden evrimsel nörobilimciJaakPanksepp, evrimsel geçmişimizde kökleri Pleistosen çağından daha da derinde olan yedi insani duygusal sistemi tanımlamıştır. Panksepp’in tanımıyla İlgi gösterme, Panik ve Oynama gibi duygusal sistemler erken dönem primat evriminin tarihine giderken, Korku, Öfke, Arayış ve Şehvet gibi sistemler daha da öncesine memeliler öncesi döneme gitmektedir.

Evrimsel tarihimizin daha derin bir şekilde bilinmesi insan psikolojisini nasıl anladığımızı fazlasıyla etkileyebilir. İnsan çiftleşmesini düşünün. Buss, insan çiftleşme stratejilerinin insan evriminin şekillenmesine özel adaptasyon problemlerini çözmek için Pleistosen çağında tasarlandığını ileri sürmüştür. Buss, buna göre insanların kısa ve uzun dönemli çiftleşme (devam eden ilişki bağlamında kısa dönemli sadakatsizliklere bazen izin verilmesi) arayışında olmalarını gözlemleyerek bu davranışların, her bir stratejinin üremeye dair faydalarını bilinçsiz olarak hesaplayan entegre, birleşik bir psikolojik adaptasyon kümesinin yönleri olarak yorumlar. Kısa dönemli bir çiftleşme fırsatının potansiyel üreme faydaları potansiyel maliyetinden yüksekse, bu adaptasyonlar sadakatsizliğe yol açacaktır.

Eğer psikolojimizin yönlerinin insan öncesi evrimsel tarihin kalıntıları olduğunu kabul edersek çok farklı bir tabloyla karşılaşırız. Esasında en yakın akrabalarımız olan şempanze ve bonobocinsel olarak seçici olmayan türler olduğu için bizim soyumuz büyük ihtimalle kendine özgü insani evrimsel seyahatine seçici olmayan çiftleşmeyi teşvik etmesi için tasarlanan şehvet mekanizmasıyla başlamıştır. İnsan evriminin tarihinde sonraki psikolojik karakteristikler bu temelin üzerine kuruludur. Ve şunu biliyoruz ki insan kültürleri arasında her yerde bulunan eşlerin bağını teşvik etmek için evrim geçirmiş sonraki duygusal sistemler en yakın primat akrabalarımızda yoktur. Buna karşılık, şehvet ve bağlanma mekanizmalarının entegre, birleşik bir çiftleşme stratejisinin parçaları olarak birlikte evrim geçirdiğini düşünmek için sebebimiz yoktur. Hatta onlar adaptasyon gerektiren şartlara tepki olarak, belirli amaçlara hizmet etmek için soyumuzun evrimsel tarihinde çeşitli noktalarda farklı sistemler olarak evrim geçirmişlerdir.

Eğer insan çiftleşmesinin psikolojisinin bu alternatif yorumlaması doğruysa, cinsel ilişkilerimiz konusunda “aklın yolu bir değildir”. Bunun yerine birbiriyle rekabet eden psikolojik dürtülere sahibiz. Şehvetin eski evrimsel mekanizmalarıyla cinsel olarak seçici olmamaya ve yakın zamanda evrimleşmiş duygusal sistemlerimizle uzun dönemli eş bağı oluşturmaya doğru itildik. Hangi güdünün peşinde ne zaman koşulacağını bilinçsizce hesaplayan entegre edilmiş bir Pleistosen psikolojisi tarafından güdülmekten çok birbirinden farklı evrimleşmiş duygusal mekanizmalar arasında gidip gelmekteyiz.

“Modern kafataslarımızın Taş Devri zihnine ev sahipliği yaptığı” iddiası evrimsel tarihimizin modern sonuçlarını da yanlış anlamaktadır. Pleistosene dönem bazlı adapte edilmiş bir psikolojiye sıkı sıkıya bağlı olduğumuz fikri hangi doğal ve seksüel seçilimin evrimsel değişikliği yönlendirebildiği oranı büyük ölçüde azımsamaktadır. Yakın zamanda yapılan çalışmalar seçilimin bir popülasyonun yaşam-tarihsel özelliklerini 18 jenerasyon (insanlar için yaklaşık 450 yıl) gibi az bir sürede radikal şekilde değiştirdiğini göstermiştir.

Şüphesiz bu gibi hızlı bir evrim, popülasyon üzerinde etki eden seçilim baskısındaki önemli değişikliklerle oluşabilir. Fakat Pleistosenden bu yana evrimsel değişim tartışmasız bir şekilde insan psikolojisi üzerindeki seçilim baskısını değiştirmiştir. Tarımsal ve endüstriyel devrimler insanların kaynak elde ederken, çiftleşirken, anlaşmalar kurarken ya da statü hiyerarşileri konusunda müzakere ederken karşılaştığı zorlukları değiştirmesi karşılığında insan popülasyonunun sosyal yapısındaki temel değişiklikleri hızlandırmıştır. Diğer insani faaliyetler de –barınma yeri inşa etmekten, gıdanın saklanmasına gebeliğin önlenmesinden, organize eğitime uzanan bir yelpazede- durmaksızın seçilim baskılarını değiştirmişlerdir. Pleistosen sonrası değişen çevresel şartlara yönelik fizyolojik adaptasyon konusunda açık örneklere (sıtma direnci gibi) sahip olduğumuz için benzer bir psikolojik evrimden şüphelenmemiz için bir sebep yoktur.

Buna ek olarak insan psikolojisinin özellikleri genler ve çevre arasındaki etkileşimi içeren gelişimsel bir sürecin ürünleridir. Eğer Pleistosenden bu yana çok az bir genetik evrim yer almışsa –ki bu şüphelidir- insanın bulunduğu çevre de yukarıdaki örneklerin gösterdiği gibi derinlemesine değişmiştir. Sahip olduğumuz herhangi bir Pleistosen geni Pleistosen atalarımızdan önemli şekilde farklı psikolojik özellikler üretebilecek yeni şartlarla etkileşime geçecektir. Bu sebeple evrimleşmiş tüm psikolojik özelliklerimizin Pleistosen dönemi avcı-toplayıcının yaşam tarzına adapte edilmiş bir şekilde kaldığını düşünmek için iyi bir sebep yoktur.

Safsata 4: Psikolojik Veriler Pop EP için Açık Kanıtlar Sunmaktadır

Pop EP, Pleistosen geçmişimiz hakkındaki spekülasyonlarının, davranışlarımızı kontrol eden pek çok psikolojik adaptasyonun keşfedilmesine sebep olduğunu savunur. Bu yaklaşım işe yaradığı içindir ki insan evrimi tarihinin en azından bir kısmı için doğru olmalıdır. Elbette bu argümanın sağlamlığı, Pop EP’nin sözde keşifleri için ileri sürülen kanıtların gücünü sağlamlaştırmaktadır. Bu kanıtlar genelde standart psikolojik kağıt-kalem verilerinden (zorunlu seçmeli anketlere verilen cevaplar gibi) oluşur fakat bazen de davranışsal verilerin kısıtlı bir dizisini içerir. Buna karşılık kitabım AdaptiveMinds’ta[6]kapsamlı bir şekilde tartıştığım gibi bu kanıtlar en iyi ihtimalle inandırıcı değildir. Cincinnati Üniversitesi’nden filozof Robert C. Richardson’ın hicvettiği gibi Pop EP’nin favori evrimsel hipotezleri “sonuç kılığına girmiş spekülasyondur”. Kanıtların ikna edici olduğuna dair görünüm, verilerden çok, tutarlı alternatif açıklamaları dikkate almama ve yeterli miktarta test etmemekten kaynaklanmaktadır. Burada şu örneği düşünün.

Buss, kıskançlığın bir partnerin potansiyel sadakatsizliğini haber veren bir alarm olduğunu ve davranışın üreme yatırımındaki kaybını minimize etmesi için tasarlandığını savunur. Atalarımız arasında sadakatsizliğin her iki cins için de farklı üreme maliyetine sebep olacağına dair tartışma devam eder. Erkekler için bir kadının cinsel sadakatsizliği erkeğin başka bir erkeğin soyunda anne-baba kaynağına yatırım yaptığını işaret eder. Kadınlar için erkeğin ise erkeğin başka bir kadınla girdiği duygusal ilişki onun kaynaklarının kaybına yol açar ve hatta Buss kıskanç zihnin “tasarım özelliklerinde” evrimleşen gerekli cinsel farklılığı keşfettiği iddiasındadır: Erkek zihni cinsel sadakatsizliğin işaretlerine daha hassasken, kadın zihni duygusal sadakatsizliğin işaretlerine daha hassastır.

Bu teorinin atıf yaptığı ilkesel veriler zorunlu seçimden oluşan anketlerdir. Bir anket sorusu örneğin deneklere neyi onları en çok üzücü bulduklarını sorar: “Partnerinizin başka bir rakiple derin bir duygusal bağlılık kurduğu hayal edin” ya da “Partnerinizin başka bir rakiple tutkulu bir cinsel ilişkiden zevk aldığını”. Sonuçlar ısrarlı bir şekilde erkeklerin kadınlardan çok partnerin duygusal sadakatsizliği düşüncesini değil partnerin cinsel sadakatsizliği düşüncesini daha acı verici bulduklarını göstermektedir.

Ancak bu gibi veriler cinsel anlamda farklı psikolojik adaptasyonlar için çok inandırıcı değildir. Bunun yerine, her iki cinsiyet de tehdit edici olan ile tehdit edici olmayan sadakatsizliği ayırmak ve kıskançlığı, kişinin çiftleşme çabasına yatırım yaptığı bir ilişkiye dair algılanan tehditle orantılı bir dereceye kadar deneyimleyen, aynı şekilde evrimleşmiş bir yetiye sahip olabilir. Paylaşılan bu yeti, bir ilişki için tehdit oluşturan davranış türlerindeki, cinsiyet farklılığına dair edinilmiş inançlar nedeniyle Buss’un anket sonuçlarını üretebilir. Hatta birkaç çalışma, her iki cinsiyetin de, erkeklerin, kadınlardan daha fazla, herhangi bir duygusal ilişki yokluğunda cinsel ilişki kurduğuna inandığını keşfetti. Bu inanç doğrultusunda erkekler bir kadının cinsel sadakatsizliğini, kadınların bir erkeğin cinsel sadakatsizliğini bulduğundan daha tehditkâr bulacaklardır çünkü dişi cinsel sadakatsizliğinde duygusal katılımın eşliği daha büyük bir olasılıktır.

Bu alternatif hipotez ayrıca, zihnin evrimleşmiş tasarım özelliklerinde cinsiyet farkı olduğu teorisine kolayca uymayan verileri kolayca açıklar. İlk olarak homoseksüel erkeklerin cinsel sadakatsizliği duygusal sadakatsizlikten daha fazla acı verici bulması heteroseksüel kadınlardan bile daha az olasıdır ve cinsel sadakatsizliği birincil ilişki için bir tehdit olarak anlayan grup olarak homoseksüel erkeklerin sayısı da muhtemelen heteroseksüel erkek ya da kadınlardan büyük olasılıkla daha azdır. Eğer cinsler bir ilişkiye tehdit oluşturacak derecede belirlenmiş cinsel kıskançlık derecesiyle kıskançlıkta aynı kapasiteyi paylaşıyorsa homoseksüel erkeklerin cinsel sadakatsizliği tehdit edici bulmaması yönündeki eğilimleri de erkek normlarından sapmalarına sebep olacaktır.

İkincisi, erkeklerin bir dişi partnerin potansiyel cinsel sadakatsizliğini acı verici bulması kültürler arasında önemli derecede değişmektedir. Örneğin Alman erkeklerinin sadece dörtte biri cinsel sadakatsizliğin duygusal sadakatsizlikten daha üzücü olduğunu belirtmiştir. İlginçtir, Buss ve meslektaşları Alman kültürünün “Amerikan kültürüne nazaran cinsellik hakkında evlilik dışı ilişki de dâhil daha rahat fikirleri olduğunu” bildirmişlerdir. O halde bir dişi partnerin cinsel sadakatsizliğinin ilişkiyi tehdit ettiğini düşünen ve dolayısıyla cinsel sadakatsizliği acı verici bulan Alman erkeklerinin sayısı Amerikan erkeklerine göre daha az olmalıdır. Yine bu kültürel farklılık eğer cinsel kıskançlığın derecesi cinsel sadakatsizliğin bir ilişki için tehdit oluşturduğu şeklinde algılandığı derecenin fonksiyonuysa beklememiz gereken şeydir.

Pop EP’nin cinslerin kıskançlığın aynı duygusal mekanizmasını paylaştığı fikrinde ısrar etmesinin sebebi açık değildir ve bu davranışsal farklılıklar mekanizma tarafından işlenen inançlara dair farklılıkların fonksiyonudur. Pop EP’ye göre pek çok kültürel farklılık çeşitli yerel şartlara tepki veren ortak insan doğasından filizlenmiştir. Ancak kültürel farklılıklar sıklıkla Pop EP’nin duyumsal teoriye dönüştürdüğü cinsel farklılıklardan daha derindir. Eğer kültürel çeşitlilik benzer olmayan girdilere tepki veren ortak bir doğadan meydana geliyorsa, tabii ki davranış ve tutumlardaki cinsel farklılıklar da bunu yapabilir.

Sonsöz

Darwin’in kalıcı miraslarından biri insan zihninin bir takım adaptasyon süreçleriyle evrimleştiğine dair bilgimizdir. Ne de olsa insan beyni kendi ağırlığının yüzde 2’sini oluşturmasına rağmen bedenin enerji girdisinin yüzde 18’ini tüketerek günümüzde kullanılan bir içten yanmalı motordan bile daha fazla maliyetle çalışmaktadır. Eğer evrimsel geçmişimizde bir takım önemli adaptasyon fonksiyonları yerine getirmemiş olsaydı böyle bir organımız olmazdı.

Evrimsel psikolojinin karşılaştığı zorluk bu genel olgudan zihni şekillendiren adaptasyon süreçleri hakkında sağlam desteklenmiş kanıtlara hareket etmesidir. Yine de gördüğümüz gibi soyumuzun geçmişteki birkaç milyon yıl süresince adaptasyonu hakkındaki anlatımları desteklemek için gereken kanıt azdır ve bu somutlaştırılabilecek bir kanıt türü de değildir; bu kanıtlara sahip değiliz, belki de sonsuza kadar sahip olamayacağız. İnsan zihninin evrimi hakkında asla bilemeyeceğimiz ve üzerinde sadece boş spekülasyon yapabileceğimiz pek çok şey olduğu somut ve zorlu bir gerçektir.

Elbette bazı spekülasyonlar diğerlerinden daha kötüdür. Pop EP’nin spekülasyonları fazlasıyla kusurludur. Pleistosen tarihimizi ayrık adaptasyon problemlerine bölerek, zihnin bu problemlere münferit çözümler için bölümlendiğini iddia ederek ve sonra da bu varsayımları kağıt ve kalem verileriyle destekleyerek evrimsel geçmişimiz hakkında bir şey öğrenmemiz çok zordur. Evrimsel psikoloji daha iyisini yapmak zorundadır. Buna karşılık tüm kompleks insani psikolojik özeliklerimizin neden evrimleştiği bilgisini en iyi ihtimalle bize asla sunamayabilir.

 

 

[1]Bu makale Popüler Evrimsel Psikolojinin Dört Safsatası başlığı altında SA (ScientificAmerican) Özel Edisyonunun 22. Sayısında 44-51. sayfalar arasında yayınlanmıştır (Aralık 2012). doi:10.1038/scientificamericanhuman1112-44

[2]Metinde “fallacy” kelimesinin karşılığı safsata olarak kullanılmıştır. Günlük dildeki safsata kelimesinden farklı olarak burada mantık bilimlerinde kullanılan sophisticelenchyanlamında safsata kastedilmektedir. Ç.N.

[3]Popüler Evrimsel Psikoloji. Bu makalede bundan sonra Pop EP kısaltması kullanılacaktır. Ç.N.

[4]İnsanları (homo) ve şempanzeler ile bonoboları (pan) içeren ancak gorillerin dışında olduğu türlere verilen ad. Ç.N.

[5]Australopithecus ve Paranthropus cinsleriçinkullanılanterimdir. Ç.N.

[6]Uyum Gösteren Zihin. Ç.N.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir