Paternalizm (Stanford Felsefe Ansiklopedisi)

Aliberk Akbulut

Aliberk Akbulut

Çankaya Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslar Arası İlişkiler mezunu. botanik, tarih, felsefe ve özel olarak siyaset felsefesi’yle ilgilenir. Film ve çizgifilm izlemeyi sever.

Kaynak: Dworkin, Gerald, “Paternalism”, The Stanford Encyclopedia of Philosophy (Summer 2020 Edition), Edward N. Zalta (ed.), https://plato.stanford.edu/entries/paternalism/

 

Çevirmen: Aliberk Akbulut

Benden bu çeviri süresince, zorlandığım durumlarda yardımlarını, düşünce ve tecrübelerini esirgemeyen Ayça Büşra Üçok, Hasan Ayer, Onur Göksel Yokuş ve ekip arkadaşlarıma çok teşekkür ederim.

 

Paternalizm-Pederşahi’cilik 

Paternalizm, bir devletin veya bir kimsenin bir başka kimseye, bu kimsenin iradesine karşı olacak şekilde müdahale etmesidir ve müdahale edilen kişinin (şimdi) olduğundan daha iyi olacağı veyahut zararlardan korunacağı iddiası ile savunulur veya motive olur. Paternalizm meselesi, uyuşturucu karşıtı kanunlar, zorunlu emniyet kemeri kullanımı ve tıbbi bağlamda, hastanın durumuna ilişkin bilgilerin doktorlar tarafından saklanması gibi yasaların getirdiği kısıtlamalarla ilgili olarak ortaya çıkmaktadır. Kuramsal düzeyde, tamı tamına akılcı olamadıklarında, bireylere nasıl davranılması gerektiği gibi soruları gündeme getirir.

1. Giriş

2. Kavramsal Sorunlar

2.1 Katı ve Ilımlı (Yumuşak) Paternalizmler

2.2 Geniş ve Dar Anlamlı Paternalizmler

2.3 Zayıf ve Etkin Paternalizmler

2.4 Katışıksız ve Katışık Paternalizmler

2.5 Ahlaki Paternalizm ve Refah Paternalizmi

3. Normatif Meseleler

4. Liberteryen Paternalizm

4.1 Tanımsal Problemler

4.2 Normatif Problemler

4.3 Şeffaflık

4.4 Kötü Akıl Yürütmeden Faydalanma

4.5 Manipülasyon

Biblografya

 

1.Giriş

Devlet, insanların emeklilik sistemine (Sosyal Güvenlik Sistemi) katkıda bulunmalarını şart koşar; motosiklet sürücülerinin kask takmalarını buyurur; cankurtaranlar mevcut bulunmadığında, insanların halka açık plajlarda yüzmesini yasak eder; etkisiz addedilen çeşitli ilaçların satımını yasaklar; belirli saldırı biçimlerine, bu saldırıların tekrarlanarak yapılmaya devam edilmesine karşı koruma teşkil etmesi için, müsaade etmez.

Medeni Hukuk, belirli türden sözleşmelerin -hukuki olarak- uygulanmasına izin vermez, sözgelimi kumar borçları gibi. Dini inançları yasak etse bile, reşit olmayanların kan nakli yapmalarını buyurur. Bireyler, kendileri için tehlike teşkil ediyorlarsa, medeni hukuk tarafından koruma altın alınabilir.

Doktorlar hastalarına sağlık durumları hakkında gerçeği söylemezler. Bir hekimin, arabası köprüden suya uçmuş ve boğulmuş bir adamın eşine, gerçekte epey feci bir ölüm şekli olduğu halde, onun hemencecik öldüğünü söylemesi mümkündür.

Bir koca, uyku haplarını bunalımdaki karısından saklayabilir. Bir felsefe bölümü, mantık dersleri almayı bir öğrenci için zorunlu kılabilir.

Bir öğretmen öğrenciye, az miktarda felsefi yeteneği olduğunu söylemek konusunda dürüst davranmayabilir.

Tüm bu kurallar, politikalar, eylemler çeşitli sebeplerle yapılabilir; türlü etmenlerle gerekçelendirilebilir. Tüm bunlar sadece edilgenleştirilen kişinin (şimdi) olduğundan daha iyi olacağı yahut daha az zarar göreceği bahaneleri ile meşrulaştırıldığında, elbette kuralların, politikaların, vb. birer sonucu olarak ve söz konusu kişi bu şekilde davranılmayı tercih etmediğinde, bir paternalizm örneğine sahip oluruz.

Örneklerinde işaret ettiği üzere, paternalizm meselesi, kişisel ve kamusal yaşamımız pek çok farklı alanında ortaya çıkmaktadır. Bu bakımdan, uygulamalı etiğin önemli bir alanıdır. Lakin, belli başlı bazı kuramsal sorunları da gündeme taşır. Belki de en önemlisi: Hem zorlayarak hem de teşvikler bakımından faaliyet gösteren bir devleti, hükmetmek için meşrulaştıran güçlerin ne olduğudur. Keza, gerek geleneksel gerekse bütünüyle bireysel bir çerçevede, bireylerin birbirleriyle iyi ilişki kurmalarının uygun yolları hakkında problemler de ortaya koyar. Bireysel özerklik ve bu özerkliğin sınırları hakkında nasıl düşünmeliyiz? Başkalarının kişiselliğine saygı duymak nedir? Eğer varsa, bir başkasının kendi kararlarını verme hakkına saygı göstermek ile refahını gözetmek arasındaki denge nedir?

Bu metin paternalizmi analiz etmekle ilgili bazı kavramsal meseleleri irdelemekte ve daha sonra paternalizmin meşruiyetine ilişkin normatif meseleleri, devlet ve çeşitli sivil kurumlar merkezinde tartışmaktadır.

 

2.Kavramsal Sorunlar

Paternalizmin çözümlemesi kısmen aşağıdaki unsurları içerir. Eyleyebilen kimsenin (özne) özgürlüğü veya özerkliği konusunda bir tür sınırlamayı kapsar ve bunu belirli bir takım nedenler dolayısıyla yapar. Normatif tartışmada kullanılan diğer birçok kavramda olduğu gibi, kavramın kesin sınırlarını belirlemek ihtilaflı bir konudur.

Ve çoğunlukla olduğu gibi, ilk sorun kavramın kendisinin normatif mi yoksa tanımlayıcı (olgusal) mı olduğudur. Kavramın uygulanışı ampirik bir saptama meselesi midir; eğer öyle ise, iki kişi kavramın özel bir duruma uygulanması konusunda aynı fikirde olmazlarsa, bir olgu ya da tanım meselesine dair fikir ayrılığı içinde olacaklardır. Yoksa görüş ayrılıkları, söz konusu uygulanışın meşruiyeti konusunda farklı görüşleri mi yansıtmaktadır?

Açıktır ki, kimilerinin bir politikayı paternalist/pederşahi olarak nitelendirmeleri, sırf onu kınamak ve eleştirmek için olsa bile, terimin kendisinin yargılayıcı bir terim olduğunu kanıtlamaz. Metodoloji gereği, bir karamın normatif olmayan terimlerle tanımlanıp tanımlanamayacağını görmek ve yalnızca bu kavram ilgili fenomeni doğru bir şekilde yansıtamıyorsa normatif bir tanımı kabul etmek daha uygun olacaktır.

X’in, Z edimini yaparak (yahut ‘yapmayı’ ihmal ederek), Y’ye karşı paternalist bir şekilde hareket edişinin bir analizi olarak aşağıdaki koşulları öneriyorum:

  1. Z (veya yapılmasının ihmali), Y’nin özgürlüğü ve/veya özerkliğine müdahale eder.
  2. X, Y’nin rızası olmadan bahsi geçen şeyi yapar.
  3. X bunu sadece ve sadece, Z’ile Y’nin refahını arttıracağına (elbette bu Y’nin refahının azalmasını önlemeyi de içerir) ya da bir şekilde Y’nin çıkarlarına, değerlerine, veya iyiliğine katkıda bulunduğuna gönülden inandığı için yapar.

Birinci durum kavraması en incelikli olanıdır. Fiziki zorlamayla tehdit etme, yalan söyleme, kişinin bilme hakkına sahip olduğu bilgilerin saklanması, ya da koşullar veya şartlar dayatma gibi bariz durumları kapsar. Peki ya bir sonraki durum? Evladının finansal konularda akıl yürütmesinden şüphe duyan bir baba, parayı doğrudan miras bırakmak yerine, baştaki çocuğun çıkarına en uygun biçimde kullanmasına yönelik talimatlarla bir başka evladına bırakır. Başlangıçtaki çocuk miras konusunda hiçbir yasal iddiaya sahip değildir. Bu noktada, ne başlangıçtaki evladın özgürlüğüne, ne de çoğu görüşe göre özerkliğine yönelik bir müdahale yok gibi gözüküyor.

Veya intihar etme ihtimali olan kocası, onları kullanamasın diye kendi uyku haplarını saklayan bir eşin durumunu düşünün. Edimleri ikinci ve üçüncü koşulları sağlayabilir, fakat peki ama ilk koşul ne olacak? Karısının eylemleri kocasının özgürlüğünü veya özerkliğini kısıtlıyor mu?

İkinci koşul, eyleyenin (özne) rızasına karşı hareket etmekten farklı olarak okunmalıdır. Şu halde, eyleyen kimse (özne) ne rıza göstermeyebilir, ne de rıza gösterebilir. Örneğin, Koca kendisine ne yapıldığının farkında olmayabilir. Ayrıca ortada, söz konusu kişinin rızasını bilmeden hareket edilip edilmediğine dair bariz bir sorun vardır. Belki de, gerçekte edilgin kişi (koca) rıza gösteriyordur, ancak bu paternalizmi uygulayan kişi (kadın) tarafından bilinmemektedir.

Üçüncü koşul da anlaşılması zor görünebilir. Y’ye müdahale etmenin birden çok nedeni olabilir. Y’nin sıhhati konusunda kaygı duymaya ek olarak, Y’nin eylemlerinin üçüncül kişileri nasıl etkilediğine ilişkin endişeler de bulunabilir. Bu “sadece ve sadece” koşulu (yalnızca ve tamamen, bir eylemin [X’in,Z edimine güdüleniş biçimi] öncüllerinin kendinden iyi olduğu konusundaki a priori şartlanma) çok mu güçlüdür? Peki ya yasama organının, paternalist sebeplerle bir kanun çıkarttığı, ancak bu kanunlaştırmayı meşru kılacak paternalist-olmayan yeterli ve elverişli başka nedenlerin de mevcut olduğu durumlar konusunda ne yapacağız?

Yukarıdaki meselelerden herhangi biri üzerine sonuca varmak istiyorsak, örneğin bir kimsenin bir takım bilgileri öğrenmeye hakkı olup olmadığı gibi, normatif bir sorun üzerinde karara varmak gerekir; bu durumda kavram bütünüyle tanımlayıcı (olgusal) değildir. Nihayetinde, koşullar ve şartların kılı kırk yararak nasıl saflaştırılacağı ve hangi koşullardan faydalanılacağı sorusu, felsefi muhakeme bağlamında önemli bir konudur. Alışılagelmiş, tipik bağlamlarda kullanılış şekliyle “pateralizm” terimi, belirli normatif sorunlar/meseleler hakkında düşünmek için fazla biçimsiz kalabilir. Belirli bir dizi problem hakkında düşünmek için en yararlı olanın teorisini temel alan yeni bir çözümleme/analiz kararlaştırılmalıdır. Biri doktorlar ve hastaları bağlamında ve bir diğeri de devletin sağlıksız gıdaları yasaklayıp yasaklamaması bağlamında olmak üzere bir analiz benimsenebilir.

Belli başlı paternalizm analizleri göz önünde bulundurulduğunda, paternalizmin hangi durumlarda haklı gösterilebileceği konusunda ortada muhtelif normatif görüşler olacaktır. Aşağıdaki terminoloji bu konuda oldukça yararlıdır.

2.1 Katı ve Ilımlı (Yumuşak) Paternalizmler

Ilımlı (yumuşak) paternalizm görüşü, devlet paternalizminin yalnızca ve yalnızca, müdahale edilen kimsenin kendi iradesiyle ve akli melekeleri yerinde olarak hareket edip etmediğini belirlemenin gerekli olduğu durumlarda meşru addedildiği görüştür. Mill’in meşhur hasar görmüş bir köprüden geçmek üzere olan kişi örneğini kullanalım, tehlikeyi kendisine bildiremediğimiz takdirde (çünkü sadece Japonca konuşuyordur) ılımlı bir paternalist içinde bulunduğu durumu bilip bilmediğini belirlemek amacıyla ona zorla engel olmayı haklı/meşru gösterecektir. Fakat söz konusu kişi bundan haberdarsa ve farz edelim ki intihar etmek istiyorsa, bu durumda yapmakta olduğu şeye devam etmesine izin verilmelidir. Katı bir paternalist, en azında bazı durumlarda, söz konusu kimse içinde bulunduğu durumu bildiği takdirde bile, onu köprüyü geçmekten alıkoymamıza müsaade edilebileceğini söyler. Yani, özgür iradeyle isteyerek yapılan intihara engel olmaya hakkımız ve yetkimiz vardır.

2.2 Geniş ve Dar Anlamlı Paternalizmler

Dar anlamlı paternalizm yalnızca devlet baskısı (‘zor’ kullanımı) problemiyle ilgilenir, söz gelimi, yasal zorlama gibi. Geniş anlamlı paternalizm ise herhangi bir paternalistik faaliyet (pederşahi eylem) ile meşguldür: Devletin, kurumsalların (hastane politikaları gibi), ya da bireyin faaliyetleri gibi.

2.3 Zayıf ve Etkin Paternalizmler

Zayıf paternalizmi benimseyen bir kişi, eyleyen kimsenin (özne) kendi (bireysel) amaçlarını yerine getirmek için uygun bulduğu araçlara müdahale etmenin meşru olduğuna inanır; özellikle de bu araçların söz konusu amaçları boşa-çıkarması mümkünse. Bu yüzden eğer bir kişi güvenliği, bize günlük yaşantıda kolaylık ve rahatlık sağlayan şeylere tercih ediyorsa, o halde bu kişileri emniyet kemeri takmaya ‘zor’lamak meşru olacaktır. Etkin paternalizmi benimseyen bir kişi ise insanların yanlış yönlendirilmiş, hatalı, karışık, mantıksız amaçları olabileceğine ve onların bu amaçları gerçekleştirmelerini engellemek için müdahalede bulunmanın meşru olduğuna inanır. Eğer bir kişi saçlarını hışırtıyla dalgalandıran rüzgârı hissetmeyi yüksek güvenliğe tercih ediyorsa, bu durumda bu gibi kimselerin motosiklet kullanırken kask takmalarını sağlamak (onları ‘zor’lamak) meşrudur, çünkü amaçları mantıksız ya da hatalıdır. Eğer etkin paternalizmi değil de zayıf paternalizmi benimsemişsek; değer yargıları konusundaki yanılgı ve yanlışlara değil, yalnızca olgularla ilgili yanılgılara ve yanlışlara müdahale edebiliriz. Dolayısıyla, bir kişi zemine doğru yavaşça süzüleceğine inanarak pencereden aşağıya atlamaya çalışırsa, onu engelleyebiliriz. Eğer ki bu kişi spontane davranmanın (kendiliğinden gelen bir içsel dürtü) önemli olduğuna inandığı için kendini aşağı atıyorsa, bu durumda onu alıkoyamayabiliriz.

2.4 Katışıksız ve Katışık Paternalizmler

İnsanların sigara üretmelerini engellediğimizi varsayalım, çünkü sigaraların tüketiciler için zararlı olduklarına inanıyoruz. Korumaya çalıştığımız grup tüketiciler grubudur; imalatçılar grubu değil, ki hayatlarında hiç sigara kullanmamış olabilirler. Üreticilere müdahale etmemizi sağlayan nedenimiz üreticinin başkalarına zarar veriyor oluşudur. Bütün bunlara rağmen, buradaki temel gerekçe paternalist-çedir, çünkü tüketici maruz kaldığı zarara (konuyla ilgili bilgilerin kişilerin erişimine açık olduğunu farz ediyoruz) rıza göstermektedir. Bu durum üreticilerin havayı kirletmelerini engellediğimiz durumdaki gibi değildir. Katışıksız paternalizmde korunmaya çalışılan sınıf müdahale edilen sınıf ile özdeştir, örneğin cankurtaranlar olmadığında yüzücülerin yüzmesini önlemek gibi. Katışık paternalizm durumunda ise müdahalede bulunulan insan sınıfı, korunmaya çalışılan insan sınıfından daha geniş ve kapsayıcıdır.

2.5 Ahlaki Paternalizm ve Refah Paternalizmi

Paternalizmin klasik gerekçelendirmesi müdahale edilen kişinin faydası/çıkarı noktasında odaklanır. Bu çıkarlar/faydalar bir kimsenin hayatını daha iyi hale getiren ‘şeyler’ bakımından tanımlanırlar; bilhassa da fiziksel ve psikolojik durumlarıyla ilgili olarak. Söz konusu olan şeyler: ölüm, sefalet, bedbahtlık veya ıstıraplı duygusal durumlar gibi şeylerdir. Fakat bazen devlet müdahalesinin savunucuları, kişinin ahlaki refahını korumaya çalışırlar. Dolayısıyla, örneğin seks işçilerinin durmadan bedenlerini işleterek ticaret yapmalarını engellemenin, makul denecek ve yeterli bir yaşam sürüyor ve sağlık yönünden hastalıklara karşı korunuyor olsalar bile, onlar için çok daha iyi olacağı öne sürülebilir. Olduklarından daha iyi durumda olurlar, çünkü kişinin kendi cinselliğini pazarlaması ahlaken yozlaştırıcıdır. Bu nedenle müdahale, kişinin ahlaki refahını/iyiliğini gözetmek için haklı çıkarılır. Bu durumda buna ahlaki paternalizm diyebiliriz. Ahlaki paternalizm konusunda bir başka ayrım da, bir kişinin ahlaki niteliğini, ve dolayısıyla refahını, iyileştirmek için yapılan müdahaleler ile bir kimseyi daha iyi bir insan haline getirmek için (sonuç itibarıyla hayat bu kişi için daha iyiye gitmezse bile) yapılan müdahaleler arasındadır.

Son olarak, ister refah paternalizmi ister ahlaki paternalizm olsun,  paternalizmi insanlara müdahale etmeyi haklı çıkarmak için kullanılan diğer düşüncelerden ayırt etmek önemlidir; müdahalenin, başkalarının çıkarlarını korumak ve teşvik etmek bakımından, haklı olmadığı durumlarda bile. Bilhassa da ahlaki paternalizm, hukuki ahlakçılıktan [legal moralism], yani belirli davranış biçimlerinin ahlaki açıdan yanlış veya aşağılayıcı olduğu ve yasaklanabileceği düşüncesinden, ayırt edilmelidir. Dolayısıyla, örneğin bir bar “spor”u olan cüce fırlatmanın (kendilerine ödeme yapılmış ve kask vb. ekipmanlarla korunan cüceleri en uzağa kimin atabileceğini görmek için yapılan yarışma) yasalara uygun olarak, yani meşru bir şekilde yasaklanmış olduğu düşünülebilir. Cüce herhangi bir şekilde yaralandığı için değil veya cücenin bu türden faaliyetlere katılmayı kabul ederek kendisini yollaştırdığı için de değil, fakat sadece sırf bu faaliyetin/fiilin kendisi yanlış olduğu için kanunen, meşru bir şekilde yasaklanmış olduğu düşünülebilir.

Şüphesiz ki ahlaki paternalizm ile hukuki ahlakçılığı [legal moralism] birbirlerinden ayrımsamak pek de kolay olmasa gerektir. Eğer kişi, Platon(Eflatun)’un yaptığı gibi, yanlış davranmanın eyleyen kişinin (öznenin) ruhuna zarar verdiğine inanıyorsa; o halde hukuki ahlakçılıktan [legal moralism] ziyade ahlaki paternalizme başvurmak mümkün olacaktır. Bu noktada önemli olan şey, biri müdahale edilen tutum ve davranışın salt ahlaka aykırı oluşuna başvurmak ve diğeri eyleyen kişinin (öznenin) kişiliğine verilen zarar olmak üzere, ortada mümkün iki farklı gerekçelendirmenin olmasıdır.

 

3. Normatif Meseleler

Paternalizme atfedilen bir doğruluğunu kanıtlama yükümlülüğü var mıdır? Paternalistler veya anti-paternalistler eylemleri için bir sebep göstermek zorundalar mıdır? Görmüş olduğumuz üzere paternalizmin analizi bu noktada hem avantajlara hem de dezavantajlara sahip. Paternalizme doğruluğunu kanıtlama zorunluluğu yüklediği düşünülecek olan etmen, paternalizmin özgürlüğe yapmış olduğu müdahaledir. Paternalizme itirazı olanlara haklılıklarını kanıtlama yükümlülüğü getirdiği düşünülebilecek olan etmen ise, paternalizmin eyleyen kişi (özne) için iyi ve yararlı sonuçlar doğurmayı amaçlayan bir eylem olmasıdır. Mill’in yapmış olduğu gibi, kimin paternalistik şekilde muamele gördüğüne bağlı olarak, doğruluğunu kanıtlama yükümlülüğünün değiştiği düşünülebilir. O halde, eğer ki müdahalenin konusu bir çocuk olursa, diğer şeyler aynı kalmak şartıyla, varsayım gereği doğruluğunu ispatlama yükü paternalizme karşı direnenlerin üzerinde olacaktır. Eğer ki bu akli melekeleri yerinde olan bir yetişkin olursa varsayım tersine çevrilir.

Farz edelim ki; paternalizmin yanlış olduğu varsayımından yola çıkıyoruz. Mesele, eğer varsa, hangi koşullar altında bu varsayımla başa çıkılabilineceği noktasına geliyor. “Hiçbir koşulda”, “bazı koşullarda”, ve “her koşulda” verilecek olası yanıtlardır.

Sonuncusu pek akla yatkın görünmüyor. Temelde; bir eylemin bir kişi için faydalı (öyle zuhur etmesi amaçlanmıştır) olduğu olgusu ve başkalarının çıkarını etkilememesi, ya da ihlal etmemesi görüşü, konuyla başa çıkılıp çıkılamayacağı meselesini çözüme kavuşturur. Yalnızca, iyiliğin ve yararın teşvik edildiği araçları/yöntemleri ve bu türden araçların/yöntemlerin etik durumlarını, görmezde gelen bir görüş, bu türden bir mantıksızlığı sürdürebilir. Makul diyebileceğimiz herhangi bir görüş, özne-lere kendilerinin bizatihi talebiyle veya rızasıyla yapılan iyilik ile öznelerin iradeleri aleyhine zorla uygulanan iyilik arasında ayrım yapmak zorundadır.

Dolayısıyla, yalnızca iki tane normatif seçenek var gibi görünüyor. Ya başkalarının iradesi/istenci aleyhine olarak ve özgürlüklerini kısıtlayacak şekilde iyilikte ve faydada bulunmayı amaçlamamıza hiçbir suretle müsaade edilemez; ya da tüm bunlara müsaade edilebilir, ya da tamda bu şekilde davranmamızda hiçbir mahsur yoktur.

Hangi amaçla, devletin hiçbir zaman tamda bu biçimde hareket etmeyeceğini yine de düşünebiliyoruz? İnsanların iradesi aleyhine onlara iyilikte/faydada bulunmanın imkânsızlığı hakkında çeşitli inançlar nedeniyle veya iyilikte ve faydada bulunmak mümkün olsa bile, bunun aslında geçerli olması gereken bazı normatif standartlarla tutarsız olduğunu zannettiği için böyle düşünülebilir.

İmkânsızlık sorununa ilişkin olarak; ya paternalist biçimde hareket ederek herhangi bir iyilikte ve yararda bulunabilmenin mümkün olmadığına, ya da bir parça iyilik yapabilmek mümkün olsa bile sürecin ve yöntemin (neredeyse) daima iyiliğe ve yarara göre daha ağır basan kötülük ve zararlar üreteceğini varsayabiliriz.

Paternalist bir şekilde (pederşahi-ce) hareket ettiğinde devletin (neredeyse) her zaman iyilikten ve faydadan daha çok kötülük ve zarara neden olduğu düşünülürse, bu (nadiren) kötülükten ve zarardan daha fazla iyilikte ve faydada bulunulduğu durumları ayırt edip edemeyeceğimiz ve bunu temel ilkelerimize dâhil edip etmeyeceğimiz problemini gündeme taşır. Eğer bu mümkün ise ve bu türden istisnai vakıalarda paternalizme (yani pederşâhi eyleyiş biçimine) müsaade edilmesi yapılan iyiliğe ve yarara daha ağır basan başka ve ilave zararlar ve kötülükler doğurmuyor ise; bu durumda bazı durumlarda paternalizmi benimsemeliyiz. Eğer ki “iyiyi ve faydayı”, “kötü ve zararlı” durumlardan ayırt etmek imkansız ise ve şayet kural sonuççuluğunu [rule consequentialism] benimsemiş olursak, en azından bu türden bir ilkeye sahip olmamalı ve her duruma göre farklı bir ayrım yapmaya çalışmamalıyız.

Ancak, iyilikten ve faydadan daha çok kötülüğün ve zararın üretilip üretilmediği probleminin tamamen ampirik bir sorun olmadığı düşünülebilir. Bu insanların iyiliği konusundaki anlayışımıza bağlıdır. Bu iyilik yalnızca, uzun bir yaşamı, daha iyi bir sağlık durumunu, daha fazla geliri, veya daha az bunalımı içeren öğelerden mürekkep bir iyilik ise, bu sorunun ampirik bir mesele gibi görünmesine neden olur. Fakat bireylerin iyiliğinin, bağımsız ve hür bir özne olarak saygı duyulmak, kendiliği için karar verme hakkına veya ihlal edilmemiş özerkliğe sahip olmak gibi öğeleri içerdiğini düşünürsek; şu halde, paternalizme maruz bırakıldıktan sonra, eyleyen kişinin (özne) olduğundan daha iyi bir hale getirilip getirilmediği sorunu, bir ölçüde de normatif bir konudur. İnsanların özerkliklerini ihlal ederek olduklarından daha iyi bir hale getirilemeyeceğini varsayabileceğimiz gibi, aynı şekilde bireyleri Nozick’çi (insanların kapalı bir su tankının içinde yüzdüğü ancak aynı anda da her türden harika deneyimler yaşadığı) bir deneyim makinesi içine koyarak da daha iyi bir hale getiremeyeceğimiz varsayılabilirdir. Bununla, Mill’in  “…insanın kendi varlığını ortaya koyma biçimi, kendi içinde en iyisi olduğu için değil, kendisinin (haiz olduğu) “varlığı ortaya koyma biçimi” [mode] olduğu için en iyisidir…” ifadesini mukayese edelim (1859: Chapter III).

Kant’çı görüşler ise paternalizme itirazları konusunda çoğunlukla mutlakçılardır [(moral)ablosutist]. Bu görüşler gereğince, diğer bireylerin rasyonel iradelerine her zaman saygı göstermeliyiz. Bir yetişkinin kendi kararlarını verme hakkını reddetmek, bulundukları konum ne kadar hatalı olursa olsun, onları kendilerinde amaçlar olarak değil, kendi iyilikleri için bir araç olarak görmektir. Belirli açılardan, anti-paternalizm, paternalist (pederşahi) müdahalenin temel enstrümanları olan,  yalan ve “zor” kullanımına karşı yasak emriyle, hali hazırda Kantçı [absolutist] teorilerle eklemlenmiş bulunmaktadır. Bahsi geçen enstrümanlar, bireylerin başkalarına zarar vermelerinin engellenmesi noktasında bile hali hazırda reddedildiğinden; aynı enstrümanlar bireylerin bizatihi kendilerine zarar vermelerine engel olmak adına muhakkak ki yasaklanmış olacaktır. Elbette, meselenin geri kalanı kabul edilirken, bir önceki mutlakçılığa [(moral)absolutism] itiraz edilebilir.

Paternalizmin bazı durumlarda haklı çıkarılabilir ve gerekçelendirilebilir olduğu varsayıldığında, bu çok çeşitli kuramsal nedenlerle yapılabilir. Bu meşrulaştırmaların en kapsamlı olanı basitçe [consequentialist(-lism)] sonuççu taraftandır: Söz gelimi, faydadan daha çok zararın meydana gelmesi gerekçesinde olduğu gibi. Daha dar kapsamlı bir gerekçelendirme, bireylerin uzun vadedeki özerkliklerini, kısa vadedeki özerkliklerini kısıtlayarak daha ‘iyi’ duruma getirmek ile sağlanacaktır. Bu nedenle; insanların akli melekelerini ve şuurlarını tahrip eden ilaçları kullanmaları, söz konusu ilaçları kullanmalarına izin verilmesi halinde bizatihi kendi özerkliklerine zeval getireceği ve tamda bu edimi gerçekleştirmelerine engel olmak bu özerklikleri zararlardan koruyacağı, temeline dayandırarak engellenebilir. Bu aslında Mill’in, insanlara kölelik kontratı [insanların bizatihi kendi bireysel özgürlüklerini -gönüllü olarak- bir kölelik kontratı (ahitnamesi) ile satmaları veya feragat etmeleri]  kurmaları konusunda müsaade edilmesine karşı olan argümanıdır. Eğer, belirli bir sonuççuluk [consequentialism] ile ilişkilendirilmiş “iyi”nin teorisi yeterince kapsamlıysa, yani ‘iyi’nin bir biçimi olarak özerkliği içeriyorsa, özerklik teorisinin (maksimize edilmiş bir özerklik yapısı olduğu varsayılarak)  karşılığı olabilir.

Bir başka kuramsal temel (ahlaki) sözleşmecilik kuramıdır. Bu görüşe göre, eğer haklı paternalizm vakıaları mevcut iseler, bunlar uygun bilgi ve motivasyon sağlandığında, hepimizin bu gibi bir müdahaleye onay vereceği gerekçesine dayanılarak haklı çıkarılır. Bundan mütevellit, söz gelimi: Depresyona maruz kaldığımızı bildiğimizden, bu türden bir sağlık durumundan muzdarip olup olmadığımızı belirlemek ve bunu tedavi etmeye çalışmak amacıyla, en azından kısa vadeli olarak, intihar karşıtı müdahalelerde bulunmayı, hepimizin kabul edeceği iddia edilebilir. Daha genel bir ifadeyle, Feinberg’in “ılımlı (yumuşak) paternalizm” olarak adlandırdığı şeyi benimseyebiliriz. “Ilımlı (yumuşak) paternalizm” görüşü, bütünüyle kendi irademizle hareket etmediğimiz durumlarda, gereken enformasyonu sağlamak amacıyla müdahale etmenin mübah olduğu ya da rasyonelliğimiz konusundaki kusurlara dikkat çekmenin müsaade edilebilir olduğu görüştür. Ancak, tüm bunlardan sonra (öznenin bilgilendirilmesi veya sakat akıl yürütmelerinin gösterilmesi üzerine) kendi irademizle bir seçim yaparsak, buna saygı gösterilmesi gerekir. Yahut da, şimdiki fayda’ları gelecektekilerine yeğleme eğilimimizin farkında olarak, emniyet kemeri takmaya ‘zor’lanmayı kabul edebiliriz. Buradaki gerekçelendirme, ne sonuççuluk görüşündendir, ne de basitçe özerkliğin muhafazası temeline dayanmaktadır. Bunun yerine, mantık çerçevesinde neyi kabul edeceğimiz konusunda, diğerleri ile birlikte, her iki tür değerlendirme de dikkate alınabilir.

 

4. Liberteryen Paternalizm

Yakın zamanlarda, (pederşahi) paternalist müdahaleler konusunda yeni ve etkili bir düşünce dizisi oluşmuştur. Bu düşünce dizisi Yeni Paternalizm ya da Liberteryen Patermalizm olarak adlandırılmaktadır. Liberteryen Paternalism (veya Yeni Paternalizm), davranış bilimleri alanında, bilişsel ve duygusal kabiliyetlerimizin sınırlı ve kusurlu olduğuyla ilgili yapılan araştırmadan pek çok yönden etkilenmiştir.

Bir sosyal politika (içtimai siyaset) inşa etmek amacıyla, bu bulgular üzerinde duran ilk kuramcılar (dürtükleyiciler) Nudger’lardı: Cass Sunstein ve Richard Thaler (2003). İnsanlar böylesine kötü karar vericiler olduklarından mütevellit, onlar adına tercihlerini düzenleyerek arzuladıkları hedeflere doğru nazikçe iteklememiz ve dürtüklememiz gerektiğini öne sürdüler; öyle ki gayelerini elde etmelerini sağlayacak şeyi yapma olasılıkları daha kuvvetli olsun.

İddia odur ki: Birey tercihlerini ‘zor’-kullanarak bertaraf eden ya da bu tercihlere baskı yoluyla artan bedeller getiren geleneksel paternalizmin aksine; dürtüklemeler basitçe, yapılan tercihlerin sunuluş biçimlerini, insanların kendileri için en iyi olan seçenekleri seçme olasılıkları daha yüksek olacak şekilde değiştirirler. İlaveten; birey tercihleri üzerinde herhangi bir düzenlenmenin, bazı seçimlerin daha az ya da daha çok mümkün hale getireceğini savunurlar; ki bu durumda, seçim mimarisi [choice architecture] konusunda bir takım kararlar almak kaçınılmazdır.

Buradaki, ilk sorun, kesin olarak neyin Dürtüklemeyi, insanların tercihlerini etkilemenin diğer yollarından ayırdığı noktasındadır. Aşağıda Dürtüklemenin çeşitli örnekleri mevcut. Bunlar en erken dürtükleme tartışmalarında verilmiş; ve üzerine en çok yoğunlaşılma eğilimi olan örneklerdir.

Kafeterya Örneği. Öğrencilerin daha sağlıklı yiyecek tercihleri yapmalarını sağlamak amacıyla, öğrenciler kafeteryadaki yiyecek seçeneklerini geçerlerken, sağlıklı yiyecekleri göz hizasına ve daha az sağlıklı seçenekler göz hizasından daha yükseğe veya daha alçağa yerleştirilir. Bazı durumlarda, dürtükleme, sağlığa yararlı yiyecekleri daha önceki bir sıraya koymayı gerektirir.

Opt-In ile Opt-Out Örneği. Bir çok çalışanın genellikle emeklilik planlarına kaydolamadığı (opt-in) göz önüne alındığında, işverenler bu gibi programlara işçilerini (sistem tarafından başlangıçta ön-tanımlanmış) otomatik kayıt yaparlar, aynı anda da çalışanlara kolayca (opt-out) çekilme hakkı tanınır. Bu türden programların tasarruf oranlarını arttırdığı doğrulanmıştır.

Yarına Daha Fazla Biriktir Örneği. Bu defa, çalışanlardan müteakip yıllardaki maaş artışlarının bir kısmını, doğrudan emeklilik planlarına yatırmalarını taahhüt etmeleri istenmektedir. Hâlihazırda, insanlar zararlardan kaçınırlar; bu nedenle, zaten kazanıyor oldukları ek birikimleri, her sene emeklilik hesaplarına aktif olarak yönlendirmek amacıyla, net gelirlerindeki herhangi bir artıştan feragat etmeye eskisinden daha istekli hale gelirler.

Tabak Boyutu Örneği. Kafeteryada daha küçük tabaklar kullanmak, tüketilen yiyecek miktarını azaltır.

Trafik Şeritlerini Boyama Örneği. Sürücülerin keskin bir virajda yavaşlamasını sağlamak adına şerit çizgileri birbirlerine normalden daha yakın boyanır. Bu uygulama, sürücülerde gerçekte olduklarından daha hızlı sürdükleri yanılsamasını yaratır, bunun sonucu olarak da sürücüler yavaşlarlar.

Yukarıdaki ilk örnekler, erken dönem literatürün çoğunluğunun odak noktasındaydı. İlk eleştiriler, Kafeterya örneğindeki müdahaleler ile çok az bilginin temin edildiği müdahaleleri ayrımsama girişiminde bulundu. Daha yakın zamandaki metinlerden anlaşılıyor ki: Dürtükleme kategorilerinin oldukça kapsamlı olması tasarlanmış. Sunstaine göre aşağıdakilerin hepsi dürtüklemelerdir: Hatırlatıcılar, uyarılar, GPS, banka kartının faiz oranlarının açıklanması, sizin gibi insanların ne yaptığıyla alakalı herhangi bir bilgi, öntanımlı hükümler-kurallar, devlet formlarının basitleştirilmesi, insanları sağlıklı besinler tüketmeye teşvik eden sübliminal mesajlar.

Thaler ve Susntain ayrıca, bir dürtüklemenin “seçim mimarisinin, insan davranışını öngörülebilir şekilde değiştiren; bunu yaparken de hiçbir seçeneği yasaklamayan veya iktisadi güdülemeleri büyük ölçüde değiştirmeyen herhangi bir unsur” olarak nitelendirilmesini sağladı.

4.1 Tanımsal Problemler

Liberal Paternalizm görüşü niçin kavramı takdim edenler tarafından bu isimle imlenmiştir? Dürtüklemenin paradigmatik tanımlarında ‘müdahale’ daima “seçim mimarisi” dediğimiz şey aracılığıyla nitelendirilir. Seçim mimarisi, seçimlerin eyleyen kişiye (özne) sunulabileceği farklı yolların tasarımıdır. Bu konudaki örnekler birçok seçenekten müteşekkildir: Seçim’in opt-in mi yoksa opt-out mu olduğu, alternatif seçimlerin hangi biçimde tanımlandığı veya sunulduğu, seçimlere eklemlendirilmiş güdülendirmeler vb. gibi.

Bu görüş, seçme özgürlüğünü muhafaza ettiği için Liberteryen bir görüştür. Hiçbir tercih saf dışı bırakılmaz yahut daha da zorlaştırılmaz. Hiçkimse ‘zor’lanmaz. Seçim yapısı aynı kalır. Eyleyen kişinin (özne) karşı karşıya kaldığı, seçimlere eklenmiş hiçbir güdüleme veya kayda değer zarar bulunmaz.

Bu düşünceleri, dürtüklenen öznenin iyiliğini ve yararını gözetmeyi amaçlamaları dolayısıyla Paternalist-çe’dir. Ve bu, eyleyen kişinin (özne) kendisi tarafından alımlandığı kadar ‘iyi’ ve yararlıdır. Özneleri sahip olmadıkları amaçlara doğru dürtükleyemeyiz; dürtüklemek araçlar ile alakalıdır, amaçlarla değil.

Liberteryen Paternalistlerin paternalizm tanımları, neredeyse bütün geleneksel paternalizm tanımları altında tanımlanandan, çok daha fazla fiilin paternalist (pederşahi) olarak değerlendirilmesine müsaade etmesi bakımından çok zayıftır.

Metnin girişinde verilen Paternalizm’in çözümlemesi ışığında, dürtüklemeyi paternalist (pederşahi) olarak değerlendirebilir miyiz? Tanımdaki ilk koşul şudur:  Z eylemi (veya yapılmasının ihmali), Y’nin özgürlüğü ve/veya özerkliğine müdahale eder. Dürtükleme konusunda hiçbir şey bu tanımlamaya karşılık gelmemektedir. Sigara paketinin üzerine bir uyarı etiketi koymak, hiçbir sigara içicisinin özerklik hürriyetini etkilemez.

Temel olarak, Liberteryen Paternalizm’deki paternalizm tanımı, yalnızca, dürtüklemelerin buna maruz kalan özneleri daha iyi hale getirmesi amacıyla işlevlendirilmesi olgusu üzerinde odaklanmaktadır. “Paternalizm” kavramını “hayırseverlik” ile yer değiştirebiliriz, ve “liberteryen” boyutu önemli olan başka her şeyi kapsayacağından, kayda değer hiçbir şey kapsam dışı kalmaz. Paternalizm tanımındaki bu genişlemenin gerekli olup olmadığı meselesi, hangi konuların açımlandığına, ve bu türden bir açımlamanın işleri daha açık ya da karmaşık hale getirip getirmediğine bağlıdır.

Literatürde, tanımları açısından, paternalist (pederşahi) olarak adlandırılamayan dürtüklemeler vardır; çünkü amaç, seçimi yapan özneye faydalı olmasa bile, kamusal iyiliği ve faydayı gözetmektir. Apartman yöneticilerini kör alfabeli tuşları olan asansörler kullanmaları için güdülemek; açlıktan ölmek üzere olan bebeklerin fotoğraflarını asarak, insanların Oxfam’a katkıda bulunmalarını sağlamak; gibi örnekler, gözetilen iyi’nin ve faydanın (bu dürtüklemelerden doğrudan etkilenenler yerine) halkın refahı manasına geldiği örneklerdir.

Ancak, paternalizm tanımının kullanışlı olup olmadığı meselesi ortaya çıktığı taktirde, dürtüklemenin, bireylerin belirli seçimler yapmalarını sağlamanın meşru bir biçimi olup olmadığı ve oluyorsa hangi koşulların bunu sağladığı, gibi daha önemli meselelere odaklanırız.

4.2 Normatif Problemler

Dürtüklemelerin, ‘zor’layıcı olmadığı, bireylerin kendileri bu iyi’yi algıladığı ölçüde refahını ve iyiliğini gözetmeyi amaçladığı, genellikle de etkili olduğu gösterildiği halde, kullanımlarına ilişkin makul herhangi bir normatif itiraz var mıdır?

Gerek devlet gerekse özel kuruluşlar tarafından yapılan herhangi bir politika müdahalesinde olduğu gibi, ortada endişelenmemiz gereken, olası yanlış kullanımlar da vardır. Belki kaçınılması gereken riskli durumlar mevcuttur. Belki de, dürtüklemeyi benimseyenler, öznelerin sakat muhakemelerinin ciddiyetini ve miktarını gözlerinde fazlaca büyütmektedir; bu hatalar dürtükleyicilerin öznelerin refahını gözetmek amacıyla kullanmak istedikleri hatalardır. Ya da belki de, insanların sağlığı şekerli içeceklere tercih ettiğini iddia ettiklerinde, öznelerin gerçekte neyi önemsediği konusunda yanılıyorlardır.

Ancak, mevzubahis itirazlar dürtüklemeye değil, onun belirli türden davranışsal müdahalelerle hatalı kullanılmasına yöneltilmiş itirazlardır. Peki, dürtüklemenin bizatihi kendi doğasına yöneltilmiş herhangi bir itiraz var mıdır?

Dürtükleme kavramının özünde bulunmasa da, genellikle arka plandaki çok önemli bir özellik olarak değerlendirilmesi gereken, tek bir özelliği vardır. Doğrusu bir yazar, bu arka plan koşullarını Liberteryen Paternalizm tanımına bağlamıştır.

Liberteryen Paternalizm, bireyin kendisinin kaçınamayacağı bilişsel yatkınlıkların ve yargısal yetersizliklerin üstesinden gelmeyi hedefleyen müdahaleler dizisidir. Bunu, ideal koşullar altında bizatihi kendisinin yapacağı seçimler doğrultusunda birey kararlarını etkileyecek şekilde ( ve kolayca geri döndürülebilir bir şekilde), söz konusu kusurları kullanarak yapar.

Bilişsel yatkınlık kullanımının bir örneği opt-in’i opt-out haline getirmektir. Statükoyu-kurulu düzeni değiştirmek adına hiçbir şey yapmamak gibi bir bilişsel yatkınlık dolayısıyla, beklenenden nispeten daha az opt-out gerçekleşir.

Yukarıdaki bilgiler ışığında, sadece bazı dürtüklemelere özgün nitelikleri karşısına alan, en azından üç adet itiraz vardır. İlki, dürtüklemenin genellikle, öznenin güdülendiğinin farkında olmadan meydana gelmesidir. İkincisi, dürtüklemenin çoğunlukla, dürtüklemenin konusu olan kimselerin akıl yürütmelerindeki aksaklıklardan yararlanarak işlemesidir. Üçüncüsü, ilk iki itiraza konu olanların yanı sıra, bazı dürtüklerin sakıncalı manipülasyon biçimleri olmasından kaynaklanır.

4.3 Şeffaflık

Dürtüklemeler ile ilgili bir konu da, dürtüklenen kişinin dürtükleme konusunda tam olarak ne bildiğidir. Kafeterya örneğinde, öğrenciler yiyeceklerin farklı göz hizalarına yerleştirildiğinin farkındadırlar. Bu bağlamda dürtükleme özneler için şeffaftır. Bu, öznelerin kendilerine yönlendirilmiş algı mesajlarının farkında olmadığı sübliminal mesajdan farklıdır. Şeffaflığı bu bağlamda olan dürtüklemeleri kapsamsız olarak adlandırmamıza müsaade edin.

Şeffaf bile denemeyecek bir dürtükleme örneği için, ofis çalışanlarının kahve harcamalarını arttırmak amacıyla, kahve makinesinin üzerine bir çift göz resmi asıldığı deneyi düşünelim. Bu deney bireylerin harcama oranını yükseltmiştir. Söz konusu resimle ilgili sorgulanan çoğu çalışan ya resmi hiç fark etmemiş, ya da harcama meselesi ile alakalı bir bağlantı kurmamıştı.

Kafeterya örneğinde ise; yiyeceklerin farklı seviyelerde olduğuna vakıf olmakla birlikte, öğrenciler –daha sağlıklı yiyecekler tüketmek gibi– belirli bir amaç doğrultusunda yiyeceklerin yerleştirildiğinin farkında değildir. Yiyeceklerin konumlandırılması rastgele olmadığı gibi herhangi bir estetik kaygı da taşımaz. Bunlar belirli bir takım düşüncelerle planlanmıştır, ve aynı düşünceler tarafından harekete geçirilir. Bazı dürtüklemeler, kasten ortaya konduğu ve motivasyonlarının açıklığı bakımında daha şeffaftırlar. Söz gelimi, sigara paketlerine yerleştirilen sigara içiciliğinin insan sağlığı için tehlikeli olduğu konusundaki uyarılar, buna örnek verilebilir. Bunları ise kapsamlı dürtüklemeler diye adlandıralım.

Dürtüklemeleri daha kapsamlı hale getirmenin, tesirlerini etkilemediği konusunda bazı kanıtlar mevcut. Ölmekte olan ve yaşamının sonuna yaklaşmış hasta bakımı bağlamında yapılmış yakın bir çalışma; insanlara ön-tanım-değerinin genellikle etkili olduğu için seçildiğinin söylenmesi durumunda, ön-tanım-değerinin tesirinin değişmediği gösterilmiştir (Lowenstein et al. 2014).

Dürtüklemelerin çok daha şeffaf bir özelliği olabileceği kaydedilmelidir; bunları geniş kapsamlı dürtüklemeler olarak adlandıralım. Bu dürtüklemenin etki ettiği mekanizmanın kamuoyuna duyurulması olacaktır. Bir opt-out düzeneği kurduğumuzu, ve (1) bunu emeklilik programlarına katılımı arttırmak için yaptığımızı ve eğer ki bu istenilen sonucu verdiyse, bunun (2) insanların statüko’ya-kurulu düzene bağlı kalma eğilimi göstermesinden mütevellit olduğunu söylediğimizi farz edin.

Sinema seyircilerinin patlamış mısır yerine meyve almalarını sağlayan sübliminal mesajlar gibi, dürtüklemeler de, kapsamlı ya da değil, daha sağlıklı gıdaların tüketimini özendirmenin oldukça etkili bir yöntemi olabilirler. Ancak, yönlendirmelerin ahlaki açıdan şaibeli bir karakteri var gibi gözüküyor. Bu gibi güdüleme mesajları oldukça zayıf tesirli olsalar olmalarına rağmen, bunlardan kaçınmaya yahut direnmeye yönelik herhangi bir olasılığın devre dışı bıraktıklarından, bu duruma karşı çıkarız.

Sunstein şeffaflık koşulu adını verdiği şeyin ne olduğunu, şu şekilde ortaya koymuştur:

“Seçim mimarisi arkasındakini gösterecek şekilde saydam, şeffaf olmalı ve eğer kamu görevlileri bundan sorumluysa, kesinlikle halkın denetimine tabi olmalıdır. Asgari bir ilke olarak; bu önerme, yetkililer bir tür reform başlattıklarında, bunu halktan gizlememeleri gerektiği manasına gelir… Yetkililer temiz enerjiyi teşvik etmek, gözetmek veya bu kaynakları korumak amacıyla ön-tanımlı kuralı değiştirirlerse, yaptıkları şeyleri açıkça bildirmelidir. (2015: 19)

Bu formülasyon bir dizi problemi çözümlenmemiş bırakmaktadır. Halkın denetimine tabi-lik ve “şeffaflık” farklı koşullar mıdır? “Asgari” yorumu yalnızca yetkililerin ne yaptığına dair, kamusal tanınırlık şartıdır. Devlet yönetimi, insan sağlığını gözetmek adına, televizyon programlarında bilinçaltı mesajları kullanacağını peşinen ilan edebilir. Sunstein, bunun şeffaflık koşulunu karşılayacağına, ancak manipülasyon sebebiyle itiraz edilebilir olduğuna inanmaktadır.

Çeşitli şeffaflık algılarını – geniş kapsamlı ve dar kapsamlı şeffaflık algıları gibi – ayrımsamak ve bu türden bir şeffaflığın meşru dürtüklerin zorunlu bir parçası olup olmadığını tartışmak amaçlarıyla; sezgisel şeffaflık fikrine daha yakın olan bir normun nasıl formüle edileceği tartışmaya açıktır. Örneğin, enerji tasarrufunu teşvik etmeyi uman kamu hizmeti sağlayıcıları, komşularınızın ortalama tüketimleri konusunda ilgili bilgiyi, tasarrufu teşvik edeceğini düşündükleri için mi duyurmalıdır? Yetkililer, insanlar komşularının yaptıklarına uyma eğilimi gösterdiklerinden dolayı hedeflenen tasarrufun yakalanabileceğine inandıklarını açıklamak zorunda mıdır?

Şeffaflık neden gereklidir? Şeffaflığın olmayışına yöneltilecek olası bir itiraz yatkınlaştırılan bireylerin özerkliklerini etkilemesi olacaktır. Bunun tüm şeffaf olmayan dürtüklemeler için geçerli olduğu düşünmek fazla iddialı görünüyor. Ancak daha dar kapsamlı bir iddia, dürtüklemenin öznenin seçimlerini etkilediği taktirde özerkliği sınırladığı, ve özne bu güdülemenin farkında olsaydı, bu etkiyi reddeceği ve artık dürtüklemenin öznenin seçimlerinde etkili olmayacağı, iddiasıdır.

Otonomi hakkındaki bir başka mesele de, hem kasıtlı hem de kasıtsız dürtüklemelerden etkilenip etkilenmiyor oluşudur. Kafeterya yöneticisi yiyecekleri rastgele olacak şekilde yerleştirirse bile, yine de insanların seçimlerine etki edecektir. Seçimler, yukarıdaki durum için, yiyeceklerin tam olarak aynı şekilde, lakin kasten seçimleri etkilemek amacıyla yerleştirildiği durumda olduğundan, daha mı özerktir?

4.4 Kötü Akıl Yürütmeden Faydalanma

Dürtüklemelere getirilen ikinci itiraz, güdülemenin amacının -öznenin amaçlarının teşviki- bazı durumlarda başarıyla sonuçlandığı özgül bir mekanizma ile ilgilidir. Sağlıklı yiyecekleri göz hizasına yerleştirmemizin nedeni, göz hizasında olanları olmayanlara tercih etme eğilimi göstermemizdir. Buradaki fikir, dürtüklemenin bu eğilimi,  sağlıklı yiyecekleri göz hizasına yerleştirerek lehine kullanmasıdır.

Yiyeceklerin konumlandırılması, seçme edimi için rasyonel bir temel teşkil etmediğinden; dürtükleyiciler bu rasyonel olmayan yatkınlıkları kullanırlar, öyle ki sağlıklı yiyecekler seçilsinler. Böylece, hem şeffaflık eksikliği elde ettiğimizi hem de rasyonel olmayan eğilimleri kullandığımızı unutmayalım.

Bazıları rasyonel olmayan yatkınlıklardan yararlanmanın, iyi amaçlar uğruna olsa bile, karşı çıkılabilir olduğunu savunur.

Opt-out dürtüklemesini düşünün. Bu dürtükleme, rahatlıkla erişilebilen, çok daha iyi seçenekler mevcut olsalar dahi, bize ön-tanımlanmış verili olanı seçmeye eğilimli olmamız sayesinde işler, ve tamda buna bel bağlar. Bunun sebebi, ortaya koyduğumuz en kötü seçeneği bizim, özne yerine, irrasyonel şekilde seçiyor oluşumuzdandır; daha iyi bir seçenek irrasyonel seçimi bizatihi öznenin kendisinin yapmasıdır.

Çerçeveleme etkileri: Farklı bilgi sunma biçimlerinden etkilenen kararları konu alan ampirik karar teorisinin, en çok doğrulanan bulgularından biridir. Örneğin, bir kimsenin hastalığını tedavi edebilecek, ancak aynı zamanda ölümüne de neden olabilecek bir ameliyat yapıp yapmamaya karar verirken; kişinin nasıl bir seçim yapacağı kendisine (A)’nın mı, (B)’nin söylendiğine bağlıdır:

1.Ameliyat olan hastaların % 90’ı hayatta kalmaktadır. (hayatta kalma oranı)

2.Ameliyat olan hastaların % 10’u hayatını kaybetmektedir. (ölüm oranı)

Bu tamı tamına aynı bilgidir, lakin (A)’nın bildirildiği kimselerin ameliyatı seçme olasılıkları, (B)’nin bildirildiği kimselerden daha yüksektir. Bir şeyin nasıl ifade edildiğine bağlı olarak farklı biçimde karar vermek rasyonel değildir.

Kendi iyiliğimiz için irrasyonel akıl yürütmeyi bu şekilde kullanmak paradoksal değildir, ancak bazıları bunu sorunlu bulmaktadır, aynı şekilde çocuklara finansal teşviklerle kitap okutmaya çalışmanın sorunlu buldukları gibi: Çünkü, çocukların kitap okumalarını yanlış nedenlerle desteklemiş oluruz. En azından bu gibi durumlarda,  çocukların kitap okuduktan sonra, okumanın kendisi için kitap okumanın zevklerini ve önemini takdir edecekleri düşüncesi vardır. Peki, verili olana sadık kalma eğilimleri yüzünden opt-in’e takılıp kalan insanlar, hatalı sezgisel analizlerini değiştirmeyi öğreniyorlar mı? Bilakis, bu akıl yürütmeleri daha da güçleniyor, çünkü hatalı sezgisel analizleri faydalı sonuçlar doğuruyor.

Rasyonel ikna vakıalarını düşünülecek olursak, ideal durumda, öznelerin kendisine nedenler verildiğine inandığı için seçim yaptığını, bu nedenlerin yaptığı seçimi desteklediğini, ve bu nedenler dolayısıyla hareket ettiğini görürüz. Dürtüklemeler konusunda rasyonel olmayan eğilimlerden yararlandığımız durumlardaysa, bu koşullar sağlanmamaktadır.

Genellikle, sadece harekete geçmemiz için gereken sebepler gereğince değil, aynı zamanda da bu sebeplerin herkesçe onaylanıyor oluşu ile de harekete geçiyor olmamız iyi bir şeydir. Dürtüklemeler yoluyla hayata geçirilen iyilik ve faydalar önemliyseler ve alternatif müdahaleler çok daha az etki yaratıyorsa ve/veya uygulaması çok maliyetli ya da zor ise, arzu edilen bu özellik daha ağır basabilir.

Bazı dürtüklemeler –tanımlandığı şekliyle– hatalı muhakemeden yararlanırken, çoğunun bunu kullanmadığı açıktır. Bazıları akıl yürütmekten hiçbir şekilde yararlanmaz; söz gelimi gözler ve kahve örneğindeki gibi.

4.5 Manipülasyon

Dürtüklemeler ‘zor’ kullanımını yasaklayacak şekilde tanımlanırlar ve genellikle, şeffaflık eksikliği olarak değerlendirilen bariz kandırma vakalarından oluşmazlar; dolayısıyla dürtüklemeleri eleştirmek için sıklıkla kullanılan kavram manipülasyon kavramı olmuştur. Manipülasyon iddiası sıklıkla başkalarının eylemlerine karşı ileri sürülmüştür ve bu, eylemler hayırsever bir şekilde motive edilmiş olsalar bile, dürtükleme örneğindeki gibi, yinede geçerlidir. Manipülasyon konusunda, özneleri rasyonel ve yetkin seçiciler olarak değerlendirmekte başarısız olan diğer paternalizm (pederşahi davranış) biçimlerinde olduğu gibi düşünüyoruz. Sonuçta yetkin seçicilersek, neden bizlere edimlerimizi belirli bir biçimde gözeten sebepler sağlanmaz?

“Dürtükleme, insanları manipüle etmek için modern psikoloji ve iktisadın becerikli aldatmacalarını kullanır. Bize bir şeyler satmak için kullanıldığında manipülasyonu sevmeyiz; aynı şekilde hükümetlerimiz de bunu uyguladığında, manipülasyondan hoşlanmamalıyız.” (Wilkinson, see Other Internet Resources)

Sorun şu ki; manipülasyon kavramı sınırları belli olmayan ve oldukça yanlış-anlaşılmış bir kavram gibi görünüyor. Ne türden etkilerin manipülatif olduğu ve bunların hangi koşullar altında yanlış oldukları konusunda yaygın bir anlaşmazlık mevcuttur.

Şu ya da bu şekilde, Manipülasyon’un, öznelerin karar almasına müdahale ettiği, saptırdığı, ya da insanların etki etmek istemediği unsurlardan yararlandığı düşüncesi üzerinde genel bir mutabakat var gibi görünüyor. Manipülasyonun kasıtlı olması gerekip gerekmediği; bunun gizlenip gizlenmeyeceği, manipülatörün harekete geçme sebebinin önemli olup olmadığı; bahsi geçen etkinin davranışa yol açma biçimi ile bunu meşru kılma şekli arasında bir ayrım olup olmadığı; manipüle edilen mevcutsa manipülatöründe mevcut olması gerekip gerekmediği; bunların hepsi literatürdeki, üzerinde anlaşmazlık olan konulardır. (Coons ve Weber 2013 makalelerine göz atınız.)

Bireyler-arası manipülasyonun, buna maruz kalan kişinin rasyonel kapasitelerinin tahribi ya da bertaraf edilmesi durumunda, meşru olmayacağı yönünde yaygın şekilde kabul gören bir fikir birliği olsa bile; “tahribin” ve “bertaraf etmenin” neye tekabül ettiği konusunda oldukça fazla anlaşmazlık olacaktır. Çerçeveleme etkilerinin, bilgi iletiminde kullanılması, rasyonel kapasiteleri tahrip veya bertaraf ediyor mu? Rasyonel olmayan insan eğilimlerinden yararlanmak, rasyonel kapasiteleri tahrip veya bertaraf etmek manasına mı gelir?

Belki de insanlar bir süreci ancak başka bir takım sebeplerle halihazırda uygun bulmadıkları takdirde manipülatif olarak algılıyorlardır. Son zamanlarda yapılan bir dizi deney, insanların belirli bir dürtüklemenin manipülatif olup olmadığına ilişkin görüşlerinin, dürtüklemenin kendi siyasi görüşleri doğrultusunda olup olmadığına göre değişim gösterdiğini keşfetti (Fox ve Tannenbaum 2015).

Neredeyse her durum ve koşulda, siyasal yelpazenin sol kanadındakiler dürtükleme kullanımını liberal bir gündemle gösterildiğinde desteklemişler, lakin muhafazakâr bir gündemle gösterildiğinde ise buna karşı çıkmışlardır; bu arada, siyasal yelpazenin sağ kanadındakiler ise tam tersini sergilemiştir.

Çok farklı ve çeşitli manipülasyon kavramsallaştırmaları olduğu dikkate alındığında, uygulandığı taktirde, manipülasyonun neden yanlış olduğu konusunda anlaşmazlık olacaktır. Peki, bu anlaşmazlık, bireylerin izzet-i nefislerini ihlal ettiği için mi; özerkliği çiğnediği için mi; yoksa özgürlük kavramını ihlal ettiği için mi böyledir.

Pek çok dürtüğün olası manipülasyon örnekleri olmadığı açıktır. Uyarı etiketleri, opt-out, menülerde yemeklerin kalori bilgilerini vermek gibi ön-tanımlanmış bir takım kurallar, kullanımını budayacak biçimde kapsamlı bir manipülasyon kavramsallaştırması kullanılmadan, manipülasyon olarak sayılamazlar.

Dürtükleyiciler’in, kullandıkları “güdülemenin” rahatlıkla kaçınılabilir olmasını istedikleri açıktır. Bu yüzden fazla maliyetli ve yapılması zor seçimleri, dürtüklemenin konusu olarak değerlendirmezler. Ne var ki, manipülasyonlar şiddetlerine ve etkililiklerine göre farklılık gösterir. Belki de belirli bilinçaltı mesajları şiddetleri açısından oldukça zayıftır; söz gelimi, bunlardan yalnızca patlamış mısır almayı düşünen insanlar etkilenir. Yalnızca, kaçınması ya da önlenmesi zor olan güdülemeler mi manipülatif olarak kabul edilir?

Paternalist eylemler söz konusu olduğunda, normatif itirazlarda – özerklik ve özgürlük gibi– rol oynayan bir veya iki kavram varmış gibi gözüküyor, bu kavramlar oldukça benzer değerler sınıfına mensuptur. Sakıncalı dürtüklemeler söz konusu olduğunda ise, hem mevzubahis normatif değerlerin çeşitliliği çok daha fazla gözükmekte, hem de bu değerler kapsamlı bir kavramsal birlikten yoksun gözükmektedir.

Daha rafine manipülasyon kavramları ve rasyonel karar vermeyi budayıcı kavramlar geliştirilinceye dek, barındırdığı bazı teşhis edilebilir özellikleri nedeniyle bazılarına sorunlu gelen belirli dürtüklere bakmak ve bunları bu türden özellikleri eksik olan diğer dürtüklemelerden ayırmak çok daha verimli olabilir. Haksız dürtüklerin hepsinin, neden makul bir manipülasyon kavramının çatısı altında toplaştığını açıklayan ortak bir özellik olmayabilir.

Biblografya

Alexander, Larry, 2010, “Voluntary Enslavement”, San Diego Legal Studies Paper No. 10042, October 19, 2010. [Alexander 2010 available online]

Arneson, Richard J., 1989, “Paternalism, Utility, and Fairness”, Revue Internationale de Philosophie, 43(170(3)): 409–23.

–––, 2005, “Joel Feinberg and the Justification of Hard Paternalism”, Legal Theory, 11(3): 259–284. doi:10.1017/S1352325205050147

Bergelson, Vera, 2007, “The Right to Be Hurt: Testing the Boundaries of Consent”, The George Washington Law Review, 75: 165–255.

Boven, Luc, 2008, “The Ethics of Nudge”, in Grune-Yanoff and S.O. Hansson, Preference Change: Approaches from Philosophy, Economics and Psychology, Chapter 10, Berlin and New York: Springer.

Brink, David O., 2013, Mills Progressive Principles, Oxford: Oxford University Press.

Conly, Sarah, 2012, Against Autonomy: Justifying Coercive Paternalism, Cambridge: Cambridge University Press.

Coons, Christian and Michael Weber (eds), 2013 Paternalism: Theory and Practice, Cambridge: Cambridge University Press.

Dixon, Nicholas, 2001, “Boxing, Paternalism, and Legal Moralism”, Social Theory and Practice, 27(2): 323–344.

de Marneffe, Peter, 2006, “Avoiding Paternalism”, Philosophy and Public Affairs, 34: 68–94. doi:10.1111/j.1088-4963.2006.00053.x

Dworkin, Gerald, 1972, “Paternalism”, The Monist, 56: 64–84.

–––, 2005, “Moral Paternalism”, Law and Philosophy, 24(3): 305–319.

–––, 2013, “Defining Paternalism”, in Coons and Weber 2013: 25–39.

–––, 2012, “Harm and the Volenti Principle”, Social Philosophy and Policy, 29: 309–321. doi:10.1017/S0265052511000057

Feinberg, Joel, 1986, Harm to Self, Oxford: Oxford University Press.

Fox, Craig R. and David Tannenbaum, 2015 “The Curious Politics of the ‘Nudge’”, New York Times, September 26, 2015, p. SR9.

Goldman, Alan H., 1980, “The Refutation of Medical Paternalism”, in his The Moral Foundations of Professional Ethics, Towata: Rowman and Littlefield.

Goodin, Robert E., 1991, “Permissible Paternalism: Saving Smokers from Themselves”, The Responsive Community 1: 42–51. [Republished in LaFollette, Hugh (ed.), 2014, Ethics in Practice: An Anthology, Hoboken: Wiley-Blackwell.]

Gorin, Moti, 2014, “Do Manipulators always threaten Rationality?” American Philosophical Quarterly, 51(1): 51–61.

Gostin, Lawrence O. and Kieran G. Gostin, 2009, “A broader liberty: J. S. Mill, Paternalism and the Public’s Health”, Public Health, 123: 214–22. doi:10.1016/j.puhe.2008.12.024

Groll, Daniel, 2012 “Paternalism, Respect and the Will”, Ethics, 122(4): 692–714. doi:10.1086/666500

Hector, Colin, 2012, “Nudging towards Nutrition: Soft Paternalism and Obesity-Related Reform”, Food & Drug Law Journal, 67(1): 103–122.

Husak, Douglas, 2003, “Legal Paternalism”, in Hugh LaFollette (ed.), The Oxford Handbook of Practical Ethics, New York: Oxford University Press.

Kleinig, John, 1983, Paternalism, Towata: Rowman and Allenheld.

Kultgen, John, 1995, Autonomy and Intervention: Paternalism in the Caring Life, New York City: Oxford University Press.

Le Grand, Julian and Bill New, 2015, Government Paternalism: Nanny State or Helpful Friend? Princeton: Princeton University Press.

Mill, John Stuart, 1859, On Liberty, Indianapolis: Bobbs-Merrill, 1956.

Nys, Thomas, Yvonne Denier, and Toon Vandevelde (eds), 2007, Autonomy and Paternalism: Reflections on the Theory and Practice of Health Care, Leuven: Peeters.

Pope, Thaddeus Mason, 2000, “Balancing Public Health against Individual Liberty: The Ethics of Smoking Regulations”, University of Pittsburgh Law Review, 61(2): 419–498.

Rebanato, Riccardo, 2012, Taking Liberties: A Critical Examination of Libertarian Paternalism, London: Palgrave Macmillan. doi:10.1057/9780230391567

Saghai, Yashar, 2013, “Salvaging the Concept of Nudge”, Journal of Medical Ethics, 39(8): 487–493. doi:10.1136/medethics-2012-100727

Salazar V., Alberto R., 2012, “Libertarian Paternalism and the Danger of Nudging Consumers”, Kings Law Journal, 23(1): 51–67. doi:10.5235/096157612800081222

Sartorius, Rolf, 1983, Paternalism, Minneapolis, MN: University of Minnesota Press.

Savelscu, Julian, 1995, “Rational non interventional paternalism: why doctors ought to make judgments of what is best for their patients”, Journal of Medical Ethics, 21: 327–331.

Shiffrin, Seanna, 2000, “Paternalism, Unconscionability Doctrine, and Accommodation”, Philosophy & Public Affairs, 29: 205–250.

Skipper, Robert A., 2012, “Obesity: Towards a System of Libertarian Paternalistic Public Health Interventions”, Public Health Ethics, 5: 181–191. doi:10.1093/phe/phs020

Sunstein, Cass R., 2013, “The Storrs Lectures: Behavioral Economics and Paternalism”, Yale Law Journal, 122(7): 1826–1900. [Sunstein 2013 available online]

–––, 2015, “Nudging and Choice Architecture : Ethical Considerations”, Forthcoming in Yale Journal on Regulation, Available at SSRN: http://ssrn.com/abstract=2551264.

Sunstein, Cass R., and Richard H. Thaler, 2003, “Libertarian Paternalism Is Not an Oxymoron”, University of Chicago Law Review, 70(4): 1159–1202.

Thaler, Richard H. and Cass R. Sunstein, 2008, Nudge: Improving Decisions about Health, Wealth and Happiness, New Haven, CT: Yale University Press.

Turner, Piers Norris, 2013, “The absolutism Problem in On Liberty”, Canadian Journal of Philosophy, 43(3): 322–340. doi:10.1080/00455091.2013.847346

VanDeVeer, Donald, 1986, Paternalistic Intervention: The Moral Bounds on Benevolence, Princeton, NJ: Princeton University Press.

Weber, Michael, and Christian Coons, 2014, Manipulation: Theory and Practice, Oxford: Oxford University Press.

Wilkinson, T.M., 2013, “Nudging and Manipulation”,Political Studies, 61(2): 341–355. doi:10.1111/j.1467-9248.2012.00974.x

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir