Tanrı’nın Kadir-i Mutlaklığı – George Mavrodes

Damla Belemir Aydın

Damla Belemir Aydın

Bilkent Felsefe’de eğitimine devam etmekte. Genellikle din felsefesiyle ilgilenir. Fransız edebiyatını ve sinemasını seviyor. Sanat tarihi, mitoloji ve fotoğrafçılık hobileri.

Kaynak Metin: ‘God’s Omnipotence’ (Burada çevirisi yapılmış olan bu makale, Steven M. Cahn’ın editörlüğünü yaptığı “Exploring Philosophy of Religion” adlı derlemeden alınmıştır; çeviride italikle verilmiş olan paragraflar da yazara değil, editöre aittir.)

Yazan: George Mavrodes

Çeviren: Damla Belemir Aydın

 

 

Tanrı’nın Kadir-i Mutlaklığı

Her şeye kadir olma veya her şeye gücü yetme, felsefi sorunları ortaya çıkaran bir başka ilahi niteliktir. Şu soruyu düşünün: Tanrı bir taşı kendi kaldıramayacağı kadar ağır yaratabilir mi? Tanrı böyle bir taşı yaratabilirse, o zaman Tanrı her şeye kadir değildir, çünkü taşı kaldırma işi, Tanrı’nın gücünün ötesindedir. Ancak Tanrı böyle bir taşı yaratamazsa, o zaman yine Tanrı’nın her şeye kadir olmadığı anlaşılır, çünkü Tanrı’nın yerine getiremeyeceği bir görev tanımlanmıştır. Yani her iki durumda da Tanrı her şeye kadir değildir.

Bu argüman geçerli bir argüman mı, yani öncüller sonucu gerektiriyor mu? Argüman hem de güçlü bir argüman mı, yani sadece geçerli bir argüman değil de, aynı zamanda doğru öncüllere de sahip mi? Bir sonraki seçkimizde, Michigan Üniversitesi’nden emekli felsefe profesörü olan George Mavrodes, argümanın geçerli bir argüman olmasına rağmen, güçlü olmadığını ve bu nedenle de Tanrı’nın her şeye kadir olduğu doktrininde herhangi bir kusur göstermediğini savunuyor.

Tanrı’nın kadir-i mutlaklığı doktrini, Tanrı’nın her şeyi yapabileceğini savunuyor gibi görünüyor. Bu yüzden, Tanrı’nın yapamayacağı şeylere örnekler vererek doktrini çürütme girişimlerinde bulunulmuştur; örneğin, Tanrı, kare bir daire çizemez. Bu türden itirazlara yanıt veren St. Thomas, burada “herhangi bir şeyin” yalnızca açıklamaları kendisiyle çelişmeyen nesnelere, eylemlere veya durumlara atıfta bulunacak şekilde yorumlanması gerektiğine işaret etmiştir [1]. Çünkü bu şeylerin yalnızca var olmaması, makul bir şekilde bazı faillerdeki güç eksikliğine atfedilebilecek şeylerdir. Sınavda daire çizememem geometrik becerimin eksikliğini gösterebilir, ancak kare bir daire çizememem böyle bir eksikliği göstermez. Bu nedenle, Tanrı’nın kare bir daire çizebileceğini söylemenin yanlış (veya belki de anlamsız) olması, O’nun kadir-i mutlaklığı doktrinine hiçbir zarar vermez.

Bununla birlikte, bu tür bir soruyla daha ilgili bir sorun ortaya çıkar: Tanrı, kaldıramayacağı kadar ağır bir taş yaratabilir mi? Bu, bir ikilem yarattığı için ilk sorundan daha güçlü görünüyor. Tanrı’nın bir taş yaratabileceğini söylersek, öyle bir taş varmış gibi görünür ve eğer kaldıramayacağı kadar ağır bir taş varsa, o zaman açıkça her şeye kadir değildir. Fakat Tanrı’nın böyle bir taşı yaratabileceğini reddedersek, onun kadir-i mutlaklığından çoktan vazgeçmiş gibi görünürüz. Her iki cevap da bizi aynı sonuca götürür.

Ayrıca, bu sorun şüphesiz St. Thomas’ın çözümüne açık görünmüyor. “X, kare bir daire çizebilir” ifadesi açıkça bir çelişki içeriyor gibi görünürken, “X, bir şeyi kendi kaldırabileceğinden ağır yaratabilir” ifadesi çelişki içeriyor gibi görünmez. Çünkü bir tekneyi kaldıramayacağım kadar ağır yapabilmem kuşkusuz doğru olabilir. Öyleyse Tanrı’nın kaldıramayacağı kadar ağır bir taş yaratması neden mümkün olmasın ki?

Bu belirgin farklılığa rağmen, bu ikinci bulmaca da esas olarak ilk bulmacayla aynı çözüme sahip olmaya açıktır. Bu ikilem başarısız olur çünkü ikilem, Tanrı’nın kendisiyle çelişen bir şey yapıp yapamayacağını sormaktan ibarettir ve kadir-i mutlaklık doktrinine zarar veremeyeceğinin yanıtıdır.

Sorunun yanıltıcı doğası bu şekilde görülebilir. Tanrı ya her şeye kadirdir ya da her şeye kadir değildir [2]. Önce her şeye kadir olmadığını varsayalım. Bu durumda, “Tanrı’nın kaldıramayacağı kadar ağır bir taş” ifadesi, kendisiyle çelişkili olmayabilir. Sonra, elbette, Tanrı’nın böyle bir taşı yaratabileceğini de yaratamayacağını da iddia edersek, onun her şeye kadir olmadığı sonucuna varabiliriz. Ancak bu, dolambaçlı yolculuğumuzun ardından tekrar buluştuğumuz varsayım, başladığımız varsayımdan başka bir şey değildir. Fakat bu ikilemin kanıtladığı her şey bundan ibaret bu olsaydı, bu ikilem önemsiz olurdu …

Tanrı’nın her şeye kadir olduğu varsayıldığında, “Tanrı’nın kaldıramayacağı kadar ağır bir taş” ifadesi kendisiyle çelişir hâle gelir. Çünkü o, “herhangi bir şeyi kaldırmaya yetecek kadar güçlü Tanrı tarafından kaldırılamayan bir taş” olur. Ancak kendisiyle çelişen bir ifade ile tanımlanan şey elbette ki imkansızdır ve dolayısıyla kadir-i mutlaklık doktrini ile hiçbir ilgisi yoktur. Bir güç nesnesi olarak var olmamak, Tanrı’nın gücündeki bir eksikliğin sonucu olamaz ve ilginç şekilde, böyle bir taşın varlığını tamamen imkânsız kılan Tanrı’nın her şeye kadir olmasıyken, sonlu gücümün benim kaldıramayacağım kadar ağır bir tekne yapmamı mümkün kılmasıdır.

Ancak, bazı inatçı itirazcıların canlarını dişine takıp “Tanrı’nın kaldıramayacağı kadar ağır bir taş” ifadesinin, Tanrı’nın her şeye gücü yeten olduğu varsayımına rağmen, kendisiyle çelişkili olduğunu inkâr ettiğini varsayalım. Başka bir deyişle, “her şeye kadir bir Tanrı’nın kaldıramayacağı kadar ağır bir taş” ifadesinin kendi içinde tutarlı olduğunu ve bu nedenle mutlak surette mümkün bir nesne olarak tanımladığını iddia etsinler. Bu durumda ben, yukarıda sezgisel olarak açık olduğunu varsaydığım çelişkiyi kanıtlamaya çalışmalı mıyım? Hayır, sanmıyorum. Basitçe cevaplayayım, eğer itirazcı bu tartışmada haklıysa, o zaman orijinal sorunun cevabı “Evet, Tanrı böyle bir taşı yaratabilir” olacaktır. Bu cevap bizi orijinal ikileme zorlayacak gibi görünebilir ama zorlamaz. Şimdilik, itirazcı bu cevaptan zarar verici bir sonuç çıkaramaz ve bunun nedeni, böyle bir taşın Tanrı’nın her şeye kadir olması ile uyumlu olmasını daha yeni kabul etmiş olmasıdır. Bu sebeple, Tanrı’nın böyle bir taş yaratma olasılığından, Tanrı’nın her şeye kadir olmadığı sonucuna varılamaz. İtirazcı her iki tarafa da yönelemez. Kendisinin orijinal soruya olumlu bir cevap vererek ulaşmak istediği sonuç, orada görünen açıklayıcı ifadenin kendi kendine çelişkili olduğunun gerekli kanıtıdır…

Elbette, yukarıda söylediğim hiçbir şey, Tanrı’nın her şeye kadir olduğunu kanıtlamaz. Göstermeyi amaçladığım tek şey, Tanrı’nın kadir-i mutlak olmadığını kanıtlamayı amaçlayan bazı argümanların başarısız olduğudur. Bu argümanlar başarısız olur, çünkü Tanrı’nın gücünün bir sınaması olarak, açıklamaları kendisiyle çelişen varsayımsal görevler önerirler. Olasılık alanına bile girmeyen bu tür sözde görevler, hiçbir şekilde güç nesneleri değildir. Bu nedenle, gerçekleştirilemeyecekleri gerçeği, Tanrı’nın gücüne hiçbir sınırlama getirmez ve dolayısıyla kadir-i mutlaklık doktrininde hiçbir kusur yoktur.

 

 

Notlar:

[1] St. Thomas Aquinas, Summa Theologiae, la, q.25, a. 3.

[2] Elbette, Tanrı’nın var olduğunu varsayıyorum, çünkü burada sorgulanan bu değil.

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir