/

Söz Edimi Kavramı Çevresinde Searl’ün Austin Eleştirisi – Didem Arzu Özay

530 görüntülenme
31 dk okuma süresi
Didem Arzu Özay

Didem Arzu Özay

Hacettepe Üniversitesi'nde Felsefe ve Anadolu Üniversitesi'nde Uluslararası İlişkiler öğrenimi gördü. Siyaset felsefesi, etik ve Antik Çağ felsefesi gibi alanlarda çeviri ve yazın çalışmaları sürdürmektedir.

SÖZ EDİMİ KAVRAMI ÇEVRESİNDE SEARL’ÜN AUSTİN ELEŞTİRİSİ

  1. Söz Edimleri Kuramına Giden Yolda Gündelik Dil Kavramı

Gündelik kullanımı dahilinde dil, yaşamda rutin olarak yapılan her şeyin bir parçası olarak görülür. Bu nedenle gündelik dil kavramını temellendiren düşünürler, sınırlayıcı ve katı çizgiler içine hapsolan bir dil kuramı oluşturmak yerine, çeperi geniş ve kendini yaşantı içerisinde anlamlı kılan bir kuram inşa etmeye çalışmışlardır. 

Gündelik dile dayanan yaklaşım, dili edimsel sahada inceler, onu konuşmacı ve alımlayıcının edimleri ve potansiyelleri üzerinden ele alır. Dilin yalnızca doğruluğu veya yanlışlığı belirleyen bir araç olarak kullanılmadığını, günlük hayatın bir parçası olduğunu gözetir. Bu anlayışla beraber gündelik dil, dilin dünya ile olan ilişkisinden ziyade anlam ve iletişim bağlamına yönelik etkisini öne çıkartır. Gündelik dilin önemli temsilcilerinden biri olan J.L. Austin bu anlayış üzerinden felsefeye yeni bir bakış getirdiğini düşünerek dilin kullanıldığı alanların kapsamını genişletmiştir. Austin için dilin işlevleri sanıldığının aksine bir şeyi betimlemekten ya da saptamaktan ibaret değildir, dili bu kalıplar içine sıkıştırmak birçok betimleme hatasına (descriptive fallacy) sebebiyet verebileceği gibi; dilin faaliyet alanının yanlış anlaşılmasına yol açabilecek potansiyel doğurur. Ona göre dilin daraltılamayacak ölçüde, geniş ölçekli bir işlevselliği vardır. Dilin kullanım biçiminden ya da kullanıldığı alanlardan ötürü oluşan anlam sorunlarının yine dilin kullanım şekillerinden hareketle çözülmesi gerektiğini düşünen Austin, bu amaç doğrultusunda “söz edimleri kuramı” adı verilen olgunun gelişiminde önemli rol oynar. 

  1. Söz Edimi Kavramı

Söz edimi, en genel tanımı itibariyle bir cümle kurmanın veyahut bir olgu inşa etmenin belirli koşullar altında bir şey yapmayı gerektirmesi anlamını taşıyan kavram bütünü olarak değerlendirilebilir.  “Söz edimi” kavramındaki edim, eyleme işaret ederken; söz, dile ve onun olanaklarına işaret eder. Bu kavramı ilk kez kullanan düşünür J.L. Austin’dir. Kavram, onun ardından öğrencisi J. R. Searl tarafından geliştirilmiş ve Austin’in temellendirmelerine eklenen farklı noktalarla dil ve anlam arasındaki ilişkiyi besleyen temel tezlerden biri haline gelmiştir. 

Bu yaklaşımda amaçlanan şey, konuşmacı ve alımlayıcı konumunda olan kişilerin sözleri ve davranışları üzerinden mevcut iletişimi destekleyecek edimleri ya da olayları mantıksal bir çerçevede saptamaktır. Dolayısıyla söz edimleri kuramı, kelimeden çok cümleyi baz alarak, anlama eylem üzerinden yaklaşım sağlayan bir kuramdır. Austin, dilin olgulara yönelik doğruluk ya da yanlışlık bildirme kapasitesine sahip kullanım biçimlerinin mevcudiyetinden bahseder. Bu kullanım biçimlerini dilin “saptayıcı” kullanımı olarak adlandırır. Bu kullanımın karşıt konumuna, dilin edimsel kullanımını yerleştirir. Dilin edimsel kullanımında tümcelerin saptama yapmak dışında çok yönlü işlevleri bulunur ve bu kullanım türünde, konuşan ve dinleyen arasında oluşan iletişimin başarısını ölçen şey; dilin bir olguyu doğrulayıp yanlışlayabilir olmasından ziyade olgusal ifadelerin dışındaki cümleleri de kapsayabilen bir anlam kuramını destekleyebilmesidir. Bu minvalde, Austin gibi düşünürler olgulara ulaşmanın en güvenilir yolunun günlük dilden hareket etmek olduğunu öne sürerek, günlük dilde sık kullanılan cümleleri incelemiş ve bir şeyin anlamını öğrenmenin o şeyin kullanıldığı bağlamlardan hareketle kavranabilecek bir olgu olduğunu belirtmişlerdir. 

Anlam konusundaki yaklaşımı bu doğrultuda iken, dildeki esas alınması gereken cümle tipinin bildirimsel-saptayıcı tür olduğu, dilin kullanım amacının nihai olarak bir durumu betimlemekten oluştuğu ya da söylenen herhangi bir şeyin anlamının doğru ve yanlışlık açısından saptanabileceği düşüncelerine[1] karşı çıkan Austin, dilin yapısından ya da kurallarından ziyade dilin kullanıldığı ortamda hangi işlevi karşıladığı sorusuna yönelir. Dolayısıyla Austin’in odak noktası, cümleler ve onların doğruluk değerlerinin ne olduğu değil, konuşma edimi sırasında kullanılan ifadelerin hangi niteliklere sahip olduğudur. 

2.1       Söz Edimleri Kuramı ve J.L. Austin

Austin, her kelimenin kendi içinde bir edime sahip olduğunu ve söz edimleri denilen olgunun sistemli bir şekilde ele alınmasının önem arz ettiğini ileri sürer. Ona göre, kelimeler veya cümleler yalnızca belirlenen doğruluk ölçütlerine dayanarak betimlenemez, çünkü hakkında doğruluk ya da yanlışlık tanımı yapılamayacak kelimeler ve cümleler mevcuttur. Öte yandan, bir sözcüğün anlamlı olduğunu beyan etmek o sözcüğün içinde bulunduğu cümlenin anlamlı olduğunu desteklemektir, bu nedenle sözcüğün anlamını bilme çabası aynı zamanda onun kullanıldığı cümlenin anlamını bilme çabasıdır. “X sözcüğünün anlamı nedir? Biçimindeki sorulara yanıt verirken yapılacak iki şey vardır: sözcüğün dizim bilgisini açıklamak, yani x’in ne olduğunu betimleyip sözcüğün kullanılabildiği ve kullanılamayacağı cümle örnekleri vermek ve sözcüğün anlam bilgisini göstermek” (Austin, 1979:56).

Austin söz edimleri kuramını temellendirmeye öncelikle betimleyici ve edimsel ifadeler arasında ayrım yaparak başlar. Betimleyici ifadelerin oldukça düz, bir olayı ya da durumu tanımlamak yoluyla oluşturulan ve yanlış ya da doğru olma niteliğine sahip ifadeler olduğunu savunur. Edimsel ifadeler ise herhangi bir doğruluk niteliğine sahip değildir, bir durumu ya da olayı betimlemek için değil, fiili bir durumu gerçekleştirmek adına kullanılırlar. Gündelik konuşmanın unsuru olan ve bir eylem gerçekleştirmek namına kullanılan söylemlere, istek belirten cümleler, emir veya ünlem cümleleri örnek verilebilir. Edimsel ifade tanımından, edimsel dil kuramını şekillendirmeye doğru ilerleyen Austin, herhangi bir cümleyi ifade ederken yapılanın, betimleme ya da doğruluk tanımı olmaksızın eylemde bulunmak olduğunu söyleyerek, konuşan bir kişinin kurduğu edimsel tümcelerin yerinde olmasını belirli koşullara (felicity conditions) bağlar ve bu koşullara yönelik şu cümle örneklerini sunar: “Ben bu gemiye ‘Queen Elisabeth’ ismini veriyorum.”, “Yarın yağmur yağacağına dair seninle altı lirasına bahse girerim” (Austin, 1975:5). Gemi örneğinden hareket edildiğinde, bahsedilen geminin hali hazırda bir ismi varsa ve bu ad tanımlayan kişi, gemiye ad verme vasfına sahip değilse, bu edim yerinde olmayacaktır. Dolayısıyla Austin, bu tarz edimsel ifadelerin başarılı olma koşullarını edimde bulunan kişilerin edimi doğru şekilde icra etmeleri, bu iş için gerekli düşüncelere ve duygulara sahip olmaları; arzuladıkları şeyleri davranışa dökebilmeleri gibi maddeler üzerinden belirler.[2]

Tüm ifadelerin sahip oldukları anlamların dışında eylemde bulunabilme güçlerinin olduğunu belirten Austin, üç tarz edimden bahseder. Bunlardan ilki düzsöz edimleridir. Düzsöz edimleri kesin anlama ve gönderime sahip olan[3], sırasıyla; seslendirme edimi, dillendirme edimi ve anlamlandırma edimini gerçekleştiren edimlerdir.[4] “Bir düzsöz ediminde bulunurken, bir soru sorar ya da bir soruya yanıt veririz, bir bilgi veririz, bir güvence veririz, bir uyarıda bulunuruz… bir saptamada bulunuruz, ya da bir betimleme yaparız ve benzeri daha birçok edimde bulunuruz” (Austin, 1975:98). İkincisi, edimsöz edimidir. Bu edim türü, cümlenin kurulumuyla beraber onun çağrıştırdığı olguyla alakalı düz ifadelerde bulunur. Söz verme, bir şey ikram etme ya da bu tarz kalıplaşmış tüm iletişim ifadelerini kapsar. Söz ediminin işlevini geniş çapıyla gösteren ve düzsöz edimini gerçekleştirirken içinde bulunulan tüm edimleri kapsayan edimsöz edimleri, soru sormak, rica etmek gibi eylemleri kapsayabilirler. Sonuncu olan etkisöz edimi ise, söz ediminin alımlayıcısı üzerinde bıraktığı intibadır, ifade edilen cümlenin sonucunda alımlayıcının düşüncesinin değişikliğe uğramasıdır. Kısacası etkisöz edimi kurulan bir cümlenin ardından dinleyicinin üzerinde kalan etkiyi, onda oluşan değişimi temsil eder. 

Austin, düzsöz edimi ile edimsöz edimi arasında ayrım yapar. Ona göre, düzsöz edimi bir şey söylemektir. Edimsöz edimi ise bir şey yapmaktır. “Bir edimsöz ediminde bulunmak, bir şey söyleme ediminde bulunmanın karşıtı olarak bir şey söylerken bir edimde bulunmaktır” (Austin, 2007:1). Austin aynı şekilde edimsöz edimi ile etkisöz ediminin de ayrılması gereken noktalar olduğuna değinerek, etkisöz edimi kavramının edimsöz edimi kavramıyla bağlantılı olduğunu; fakat edimsöz edimlerinin uylaşımsal özellikler taşırken etki söz edimlerinin taşımadığını dile getirir.

Özetle, Austin bir söz ediminin gerçekleştirilmesini dünya üzerinde bir etki bırakmakla eşdeğer görür. Sınıflandırdığı bu üç edim ile, bir şey söylemenin, bir şey söyleyerek edimde bulunmanın ve edimde bulunarak bir şeye etki etmenin önemini vurgular. Öğrencisi olan J.R. Searl’ün Austin ile ayrışacağı nokta, bu kavram ayrıştırması üzerinden şekillenecek ve Searl’ün özellikle edimsöz edimi ile düzsöz edimi arasında yapılan ayrımın yanlışlığına yönelik itirazlarda bulunduğu gözlemlenecektir. 

2.2 Söz Edimleri Kuramı ve J.R. Searl

J.R. Searl için, iletişimi sağlayan bir dili konuşmak, bildirimde bulunmak ya da söz vermek gibi edimleri bünyesinde barındırır. Konuşan kimse herhangi bir ileti paylaşmak adına bir eylem gerçekleştirmek durumundadır. Bu nedenle söz edimleri insanların dille kurdukları iletişimin en küçük birimini oluştururlar. Searle, “Söz edimleri kuramı, insan bildirişiminin küçük biriminin cümle ya da anlatım değil de belli çeşit edimlerin icrası olduğu varsayımı ile başlar. Bunlardan bazıları düz ifade kurma, soru sorma, emir verme, betimleme, açıklama, özür dileme, tebrik etme vb.dir” (Levinson,1992:229) diyerek söz edimleri kuramının temelde neyi içerdiğine dair genelleyici bir tanım yapar. Oluşturduğu söz edimi kuramında, bu kuramın altında ele alınan tüm edimlerin birbiriyle sıkı bir bağı bulunur. Searl’e göre söz edimi anlamın ve ifadenin taşıdığı gücün temelinde yer alır. Her dilsel iletişimin dil edimleriyle sağlandığını düşünen Searl’ün düşünce sistemi doğrultusunda, bir cümle ifade edilirken ortaya çıkan edimler cümlenin anlamıyla doğrudan bağlantılıdır. Bu doğrultuda, özellikle çağdaş dil felsefesinde izine saptanan anlam ve edimsöz gücü soruşturması, farklı bakış açıları eşliğinde gerçekleştirilen fakat temelde aynı olan bir soruşturma tarzıdır.

Söz edimi kuramını oluştururken öğretmeni olan J.L. Austin’den etkilenen ve bazı noktalarda onunla keskin yol ayrımına giderken bazı noktalarda benzeşen Searl, Austin’de olduğu gibi, edimsöz ediminin başarılı olması için bazı koşullara sahip olması gerektiğine değinir. Bunlar, önerme içeriği koşulları, hazırlayıcı koşulları, içtenlik koşulları ve temel koşullardır. Önerme içeriği koşullarının “belirli bir söz dizimsel yapıya sahip olduğu söylenebilir” (Searle ve Vanderveken, 1989:16). Bu koşulu “söz vermek” tanımı üzerinden anlamlandırmak mümkündür. Hazırlayıcı koşullar, varsayımlar üzerinden oluşur. Edimsöz edimlerinin amacını gerçekleştirebilmesi adına hazırlayıcı koşulların sağlanması şarttır (Searle ve Vanderveken, 1989:17). İçtenlik koşulu ise, edimsöz ediminin taşıdığı önermenin içeriğinin, konuşan kişinin psikolojik durumuyla uyumlu olmasından ileri gelir.[5] Son olarak sağlanması gereken temel koşul ise, alımlayıcının edimsöz ediminin gerçekleşmesi adına girişimde bulunmasıdır. Temel koşul, edimsel edimin başarılı olması için öteki koşulları belirleyen önemli bir olgudur. 

  • Searl’ün Austin Eleştirisi 

Searle, Austin tarafından edimsel ve betimsel ifadeler arasında yapılan ayrıma ve onun etkisöz edimi hakkındaki görüşlerine karşıt argüman sunmazken, edimsöz edimi hakkındaki görüşlerini “Austin on Locutionary and Illocutionary” adlı yazısında tamamen ondan zıt bir kutupta temellendirir. Austin’e göre düzsöz edimi ve edimsöz edimi, söz edimi denilen olgunun bütününden hareketle yapılan bir nevi soyutlamadır ve edimsöz edimi, düzsöz edimini yerine getiren bir insanın bu sırada başvurduğu bir edim olma özelliğine sahip olduğu için, bu iki kavram arasında kendiliğinden oluşan yapısal bir ayrım mevcuttur. Searle için ise edimsöz ve düzsöz edimleri arasında ayrım yapmak anlamsızdır. Searl’ün fikirleri doğrultusunda edimsöz edimleri, düzsöz edimlerinin öğelerini kendi bünyesinde barındırır. İkisi temelde farklı tanımlara sahip olsalar dahi birbirlerini içeren içkin bir yapıya sahiptirler. Özellikle “söz vermek” gibi bazı özel örneklerde, bu edim kullanıldığı her cümlede aynı güce sahip olduğu için, söz ediminin içinden düzsöz edimini ya da edimsöz edimini direkt elimine etmek imkânsız hale gelir. Searl bu nedenle “Bu kavramlar farklıdır, ancak aynı zamanda üst üste binen iki sınıftırlar” (Searle, 1968:407) ifadesini kullanır. 

Austin’in yapmış olduğu yanlışı, kendi geliştirdiği sınıflandırma sistemi içerisinde çözmeye çalışan Searl, Austin’in sınıflandırmaya dahil dahi etmediği kimi kavramlardan bahsederek, bu alandaki açığı kapatmaya çalışır. Searl’e göre, kişi bir cümle kurduğunda dört türlü edimde bulunabilir. Bunlardan ilki ifade edimidir. İfade edimleri sözcükleri ifade eden ve Austin’deki düzsöz edimleri sınıflandırmasının altında ele alınan seslendirme ve dillendirme edimlerini kapsayabilen bir edim türüdür. Bunlar, mutlak bir anlama sahip değillerdir. İkincisi önerme edimleridir. Önerme edimleri bir şeye yönelik gönderimde bulunurlar[6]. Üçüncüsü edimsöz edimleridir ve bildirmek, emretmek, söz vermek gibi fiilleri karşılarlar. Sonuncusu ise etkisöz edimleridir. Konuşmacının cümleler yoluyla karşısındakinin düşüncelerini etkilemesine dayanırlar. 

Bu sınıflandırmadan hareketle Searl için yapılması gereken Austin’in yapmış olduğu gibi edimsöz-düzsöz edimlerini değil; edimsöz edimleri ile ifade-önerme edimleri arasındaki ayrılığı temellendirmektir. “Düzsöz edimi ve edimsöz edimi kavramları, terrier ve köpek kavramlarının birbirinden farklı olduğu kadar farklıdır. Çünkü her terrier bir köpektir, böylece her düzsöz edimi bir edimsöz edimidir” (Searle, 2000:98) diyerek bu iki alan arasında ayrım yapmanın zorluğundan bahseden Searle’a göre Austin’in “fenomenolojisinde” belirlediği en büyük eksik, onun yapmış olduğu edim sınıflandırmasına önerme edimlerini dahil etmemesidir. Öte yandan, kendi edimsöz edimlerini biçimlendirirken Austin’in yaptığı sınıflandırmadan yararlanan Searl’e göre, Austin’in yapmış olduğu sınıflandırma edimsöz edimlerini değil, edimsöz fiillerini sınıflandırması bakımından kusurludur. Üstelik Austin’in listelediği edimsel fiillerin çoğu Searl’e göre edimsel edim dahi değildir. “İstemek” fiili buna verilebilecek en iyi örneklerdendir. Zira insan bir şeye yönelik “istiyorum” ifadesinde bulunduğunda, bu istemenin kendisini değil; kişinin isteğini ifade etme edimini karşılar.

Son tahlilde, Searl’ün Austin’e şu üç dilsel ilkeye dayanarak eleştiri getirdiği söylenebilir: anlatılmak istenen her şeyi dile getirmek olanaklıdır, bir cümlenin anlamı, cümlenin bütün anlamlı bileşenleri tarafından belirlenir ve sözcelemlerin edimsöz güçleri kendini belli edebilecek niteliktedir. Searl’ün Austin’e yönelik düzsöz ve edimsöz üzerinden oluşturduğu eleştirilerin kaynağı, Searl tarafından Austin’in bu üç ilkeyi gözden kaçırdığını düşünmesidir. Austin’in temellendirmeleri, Searl tarafından tüm bu noktalardan ele alındığında yanlış ayrımlara dayanan ve teori eksikliği barındıran temellendirmelerdir. 

KAYNAKÇA 

Austin, J.L. (2007). Söylemek ve Yapmak. (R. L. Aysever Çev.). İstanbul: Metis Yayınları.

Austin, J.L. (1979). Philosophical Papers. New York: Oxford Unıversıty Press.

Austin, J.L. (1975). How To Do Things Wıth Words. Cambridge, Massachusetts:

Harvard Unıversıty Press.

Çelebi,V. (2014). Gündelik Dil Felsefesi ve Austin’in Söz Edimleri Kuramı. Beytulhikme An International Journal of Philosophy, Vol 4 (1), s. 73-89

Levinson, C. S. (1992).  Pragmatics.  Cambridge: Cambridge University Press

Searle, J.R. (1979). Expression and Meaning: Studies in the Theory of Speech Act. Cambridge: Cambridge University Press. 

Searle, J.R. (1968). “Austin on Locutionary and Illocutionary”. The Philosophical Review, sayı 77.

Searle, J.R. (2000). Söz Edimleri. (R. L. Aysever Çev.). Ankara: Ayraç Yayınları.

Searle, J.R. (1986). Meaning, Communication, and Representation. New York: Oxford University Press.

Searle, J.R. (1974). What is A Speech Act? London: Oxford University Press.

Searle, J.R. (2005). Expressıon and Meanıng. Newyork: Cambrıdge Unıversıty Press.

Searle, J.R., Vanderveken, D. (1989). Foundations  of lllocutionary  Logic,  Cambridge; New York: Cambridge University.

Soykan, Ö.N. (1995). Felsefe ve Dil. İstanbul: Kabalcı Yayınları.

Vardar, B. (2002). Açıklamalı Dilbilim Terimleri Sözlüğü. İstanbul: Multilingual.


[1] Bu düşünceler, mantıkçı pozitivizmin benimsediği görüşlerdir.

[2] Austin’in “How To Do Things With Word” makalesindeki tanımıyla, edimsel ifadelerin başarısı uzlaşımsal etkiye sahip uzlaşımsal bir sürece sahip olmalarına, şartlar ve kişilerin sürece uygun olmalarına ve sürecin doğru yönetilmesine bağlıdır. 

[3] Bir şey söylemek düzsöz edimini gerçekleştirmektir, düzsöz edimini gerçekleştirmeksizin bir şeyin söylenme olasılığı yoktur.

[4] Seslendirme edimi belirli seslerin ifade edilişidir, dillendirme edimi dilbilgisi kurallarını kapsayan ve dili temsil eden sözlüğün içerisindeki sözcükleri ifade etmektir, anlamlandırma edimi ise sözcükleri bir şeye göndermede bulunmak suretiyle kullanma edimidir.

[5] İçten olmayan söz edimleri Searl için kusurludur fakat net olarak bir başarısızlığı temsil etmez.

[6] Önerme edimi gönderme edimi ve yükleme edimi olmak üzere iki alt başlığa ayrılır. Gönderme edimi tam manasıyla bir söz edimidir, direkt nesneye gönderme yapabilir. Yükleme ediminde ise bu söz konusu değildir.

1 Comment

  1. İyi de böyle bir konuda neden kafa yorma ihtiyacı hissetmişler asıl merak ettiğim o. Sözlü ifade türlerinin ve taşıdığı amaçların bizler için önemi ne?

    İnsanların kendini ifade etme şekilleri ve cümle düzen ve amaçları üzerinden ters mühendislik yoluyla insan beyninin ve düşünme sisteminin nasıl çalıştığı çözülmeye çalışabilir, belki cognitive science’a girdi sağlayabilir bu tip çalışmalar.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Sonraki Makale

Zombi Argümanına Getirilen Eleştirilerin Değerlendirilmesi – Onur Göksel Yokuş

Önceki Makale

Neden Aşılanma Zorunlu Olmalı? – Peter Singer